23 Kasım 2009 Pazartesi

Bir Ahmed fotoromanı

Yazasım yok neden bilinmez. Oysa ne çok şey oluyor. Ahmed büyüyor. Her geçen gün güzelleşiyor. Kaybetmesem yaşadıklarımı ama yazasım yok. O yüzden bol bol resim var.

Veee küçük Edison ampülü keşfeder. Işığı kapar ama açmaz. Bunu annesinin yemek yaptığı vakte denk getirir ki annesi gayet romantik bir ortamda pişirsin yemekleri diye..

Domates yer hem de ısıra ısıra. Kesmeyi bekleyecek kadar sabrı yoktur velakin. Zaten böylesi nedense daha zevklidir.


Hayatının ilk düğününe katıldığı Işıl teyzesi (pardon annesinden küçük olduğu için Işıl Ablası)ne ilk ev oturmasını gerçekleştirir.



Teyzeleriyle büyük bir aşk yaşar. Linens kataloğuna göz diker. Kendi yatak örtüsünü seçmek için.

Ona şimdiye kadar hiç oyuncak almadı diye başının eti yenen babası Ikeada coşar. Her şeyi alası gelir ve engellemelere rağmen alır da. Orada gözlerine çok ufak gelen çadırı eve gelip te kurduklarında bir görürler ki çadır iki oda bir salonmuş. Salona zor sığdırırlar. Sallansın diye aldıkları enteresan şeyde ise sürekli dıgıdık dıgıdık diye diye sallanır.




Dişleri çıkmıştır artık meydane. Üstteki dört tane ise bir süre daha kendilerini gizleyecektir.



Her şeyi ağzına atası vardır. Yerde gördüğü şeyleri ağzına atar. Meyveleri bırakır kabuklarını yer.

Yok yok meyveleri de bırakmaz. Annesinin bir ona bir kendine getirdiği elmaların ikisine de musallat olur.


Çoraplarından ısrarla nefret eder ama çok şükür patikolarına aynısını yapmaz. El emeği göz nuruna saygılıdır.


Keyfi yerindeyse şımarır da şımarır.



Montunun içinde olmaktan nefret eder. Sıkıntı basar ağlar.


Bir lokantada huysuzlanması sonucu verilen balonuna bayılır. Annesinin balon patlayacak ta çok korkacak diye aklı alınır.


Kahve içmeye gittikleri bir yerde küçüğe de bizden hediye diye verilen çikolatayı yalar yutar. Annesinin içine çok sinmez ama o bayılır devamı için ağlar bile ama hain annesi vermez.


Öpmeyi öğrendiğinden beri rahat bırakmazlar. Öpücük oğlum deyince ağzını kocaman açar nereye denk gelirse yapıştırır ve "avvvvvva" diye koca bir öpücük kondurur. Sonra da kendini alkışlar.


Sadece çoraplarından değil eldivenlerinden de nefret eder. Çıkarana kadar rahat bırakmaz.



Hayatının ilk atlıkarıncasına biner. Görmemişin çocuğu olmuş misali anne babası lunaparklara hep göz öldürürler. Dayanamaz bindirirler. Ahmed bey çok eğlenir.

20 Kasım 2009 Cuma

Patikolarımız geldiiiiii

Daha Fransalardan göz öldürmüştüm o şahane yan çizgililere. Birben e de yazmıştım isterim bunlardan diye. Bir taraftandan da oho ne zaman gideceksin de isteyeceksin diye düşünüp dertleniyordum ki... Geldik hemencecik siparişlerini verdik. Birbenciğim de sağolsun jet hızıyla paticiklerimizi dikti. Gönderdi. Gerçekten heyecanla yollarını gözledik kendilerinin. Bayramlık aldım kim görmezse ama dayanamadım hemen giydirdim. İlk iki giyişinde her zamanki gibi çıkarttı. Tamam dedim bunları da hatıra niyetine saklayacağız ama ondan sonra mucize gerçekleşti ve bir daha dokunmadı ayağındakilere. Ev ayakkabıları rahatsız mı ediyormuş ne. Şimdi çorapsız bile ayağına geçiriveriyoruz. O da onlarla bile uyuyor. Gerçi Birben Asım Alp çıkartmıyor demişti ama bizimkini bilmiyor ne cevval diye içimden geçirmiştim. Neyse çok laf ettim gene. Buyrun Patikolu Ahmed Beylerin resimlerine :)




Vallahi biz Birbenin sıcak ilgisinden, ürünün kalitesinden pek memnun kaldık :) Bir kere daha ellerine sağlık... Hatta şimdi sayfasına yeni ürünler de eklemiş. Meraklısına duyurulur.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Karmaşık düşünceler

Evde kalıp bütün gün Ahmedle ilgilenince onun ne kadar da büyüdüğünü fark ettim. Günaydınnn anne. Şimdiye kadar iyi annelik-ebeveynlik kriterlerim beslenmesi, uyuması, yıkanması gibi şeylerin düzene konması etrafında dönerken fark ettim ki artık çocuk terbiyesi kısmına gelmişiz. Ahmed çok hareketlenmiş te her yerleri kurcalamak istermiş. Kendi kendine çok tehlikeli bir çocuk haline gelmiş. Kafam karışık. Biraz sonra alıntılar yapacağım kitaba göre onun bir şeyleri kurcalamasına sürekli hayır diye müdahale etmemeliymişim ama aynı zamanda da onu kendine zarar vermesinden korumam lazım. Nasıl olacak diye aldı beni bir korku. Televizyona tırmanmak isteyen çocuğuma nasıl hem engel olmayacağım hem keşfetmesine yardımcı olacağım hem de tehlikeden uzak tutacağım hiç bilmiyorum. Evi ona göre düzenleyin diyor kitap. Dolapları nereye saklayayım ki ben?

Çocuk büyütmek hiç kolay değil. Bunu herkes gibi ben de biliyorum. Her dönemin de kendince bir zorluğu var bunu da biliyorum ama şimdiki geçiş dönemi beni çok korkutuyor. Ne bizim nesilin yetiştiriliş tarzı aşırı disiplini ne de bizimkilerden bir önceki nesilin çocuktur her şeyi yapar aman engel olmayalım rahat olsun felsefesini benimsemiyorum. Ne çok katı kurallarla yetişsin ne de her istediği yapılan şımarık bir çocuk olsun istemiyorum. Ne çocuğu kendi haline bırakmaya ne de onu hayatın merkezi yapmaya, dünyanın sekizinci harikası yerine koymaya razı değilim. Büyük ihtimalle de benimle aynı nesil annelerin hepsinin benzer kaygıları var. "utangaç" çocukla "utanmaz" çocuk arasında bir yerde bir çocuk eğitimi felsefesi belirlemem lazım geliyor (Bu terimleri aşağıda alıntı yaptığım kitapta kullanmışlar oradan aldım). Aslında orta yolu tutturmak sanırım diğer iki yoldan da daha zor. Davranışlarında tutarlı olmak icap ediyor ama ben daha hangi konuda nasıl davranacağımı bilmediğimden tutarlı bir yolum yok. Çok geçe kaldım belki de bunları düşünmek için. Daha bebek sahibi olmadan çok konuda fikrim olmalıydı. Bazı konularda elbet var ama elbet hepsinde yok.


Bu karmaşıklık içinde yeni bir kitaba başladım. Epey oluyor aldığım. Alkım kitapevinde gezinirken eskaza bulmuştum bu kitabı. Babam hastanedeyken vakit geçirsin diye ona götürmüştüm. Beğenmesi üzerine artık vampir kitaplarından kurtulup ben de başladım. Kitabı okuması kolay ama uygulaması zor. Daha doğrusu doğrunun ne olduğunu hepimiz biliyoruz da doğruyu hayata geçirmek o kadar kolay değil. Neyse kitabın adı "Ailede Ahlak Eğitimi" Timaş yayınlarından Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın tarafından yazılmış bir kitap. İlk sayfalarında kaynak belirtilerek alıntılar yapılabilir dediği için bazı bölümlerini buraya da koyacağım.

"Anne babalar, çocuklara karşı disiplini uygun şekilde kullanmalı, kişilik gelişimini engelleyecek katı uygulamalardan, onu şımartacak aşırı hoşgörüden uzak durmalıdır. Evde, ailenin tüm bireylerinin kişisel haklarını koruyan bir disiplin bulunmalıdır. Yanlış türden bir disiplin altında yetişen çocuklar hayatları boyunca bu yalanı yaşarlar. Hiçbir zaman kendileri olmayı göze alamazlar.

.......................

Anne babanın, onun özelliklerini ve isteklerini hiç dikkate almadan oluşturmak istedikleri ortam ve kuralları, çocuğun bozması çoğu zaman çocuk için bir disiplinsizlik sorunu değildir. Bir düzenden mahrum kısıtlamalar da disiplin olarak görülemez. Evden dışarı çıkmama uyarısı yapılan çocuğun, evdeki zamanı ve ev ortamı planlanmış ve düzenlenmiş değilse çocuk buna uymakta zorlanabilir. Evde ne yapacağını bilmeyen veya ona yapılacak iş sunulmayan çocuk için evden çıkmama bir disiplin kuralı değil bir yasaklamadır.

............................

Bebek yürümeyi öğrenir öğrenmez, yeni bir gelişim dönemine girer. Bu dönem, onun çevresini etkin bir biçimde tanıyacağı, kendi kendine keşifler yapacağı ve kendine güvenini geliştireceği bir dönemdir. Ne var ki, çevresini incelemek için yürüyüp durmasına kızdığınız, onu cezalandırdığınız, yaptığının kötü bir şey olduğu izlenimini uyandırdığınız takdirde, bu süreç kendine güven yerine güvensizlik oluşturur.

...........

İşte, çevreyi keşfetmeye çalışan çocuk nereye gider, neye dokunursa, "Oraya gitme! Ona dokunma!" diyen anne babanın yaptığı da yanlıştır. Böyle bir anne baba çocuğa yavaş yavaş güvensizliği öğretmektedir. Bu çağda yapılacak şey, evi çocuğa göre düzenlemekten ibarettir. "

Böyle böyle devam ediyor kitap. Daha 80 sayfasını okuyabildim. Okudukça beğendiğim yerleri paylaşmaya çalışırım. Bu dönemi aşmış annelerden de yardım bekliyorum aslında. Kitaba güvensizlik konusunda katılıyorum ve yapmak istediğim bu değil ama çocuğumun her gittiği yerde her şeyi elleyip durması karıştırmaya çalışması da hoş olmayacak. E peki ne olacak....

16 Kasım 2009 Pazartesi

Ahmed beylerden son notlar

Aslında hepimizden notlar. Biz yanındayız diye baba mutlu. Ahmed beyler annesi bütün gün zorla da olsa gözünün önünden hiç ayrılmadığı için mutlu (Saniye ortadan kaybolmak bana yarım saatlik bir ağlama, çığlık atma, böğürme şeklinde geri döndüğünden cesaretim yok gözünün önünden ayrılmaya. Çocuk muma çevirdi beni.). Eh kocası ve çocuğu mutlu ve tatilde bir kadın olarak ben de mutlu.

Maşallah diyeyim dilimi ısrayım makus kaderime yeni trajik yer yer trajikomik olaylar eklenmedi son bir hafta içinde. (Bugün dalgınlıkla marketten alışveriş sepeti ile çıkıp arabaya kadar gitmemi ve orada elimdeki turuncu sepeti fark edip geri koşmamı saymazsak.) Sindrella nın evli ve çocuklu versiyonunu yaşıyorum. Balkabağından evim, atom karıncadan bir çocuğum, babamdan emanet arabasıyla beni gezdirmeye talip kocamla beraber. Kötü kalpli cadı (Pamuk Prensesten ithal ettim kendilerini) domuz gribi kılığına girmiş kol gezmekte. Biz de mecburen balkabağında oturup durmaktayız. Bir iki haftaya kalmaz ne balkabağından eser kalacak ne de atom karıncadan. Düşünmemeye çalışıyorum. Oraya dönünce depresyona girmek için bol bol vaktim olacak nasıl olsa. Anın tadını çıkaralım bari. Bir de şu havalar bir düzelse.

Son haberler çok şükür iyi. Babam doktor kontrolüne gitti. Doktoru tüm gerekenlerin vakitlice çok doğru şekilde yapıldığını şu anda herşeyin iyi olduğunu söyleyince ailece rahatladık. Tabi bundan sonra çok çok dikkat edilerek.

Ben tekrar durağan pozisyonuma geçtim. Pek rahatlıkmış özlemişim...Bütün gün saniye yerinde durmayan paşazade yüzünden hiç bir iş yapamama o uyuyunca da uyanmasın diye hiç ses çıkartmama derken bütün gün serserilik edip duruyoruz kendileri ile. Domuz gribi derdine (ki kendisini ısrarla bu isimle çağıracağım. H1N1 diye grip ismimi olur canım... Bizim bir sürü kuşumuz telef edilirken neden ismini değiştirmedik te şimdi domuz üreticileri etkilenmesin diye abuk subuk bir isimle çağıralım gribi deel mi?) kendimi internet alışverişine verdim gitti. Oh oh mis gibi kokan kitaplar alıverdim kendime. Aslında kitapçıda koklaya koklaya elleye elleye almaya bayılıyorum ama devir ekonomi devri. İnternetten çok daha uyguna alabildiğimi farkettiğimden beri eve gelince kokluyorum kitaplarımı. Bir şeyler alırım korkusuyla kitapçıya giremez oldum bu aralar. Her kitabı alasım, yanımda götüresim var.

Ahmed beyler için gittik yaşımızın aşılarını olduk. Kara kara düşünüyordum orada nasıl olacak diye. Her işte bir hayır varmış. Sağlık ocağında sıkı sıkı tembihlediler çok dikkatli olun diye. Gebzede grip olayı almış başını yürümüş. Yaşı için doktor kontrolüne götürmemiz gerek ama hastaneye giresim yok bu yüzden. Hastenede bol virüs vardır diye korkuyorum. Ne yapsak, nasıl yapsak beklemedeyim hala.

Ahmed beyler ilk günlerdeki huysuzluğunu attı gibi üstünden. Beş günde iki ülke, üç şehir, dört ev görünce ben bile dağıldım da o ne yapsın. Her daim her şey yabancı. İnanılmaz bir uyku problemimiz var. Neden olduğunu kestiremiyorum. Bu kadar değişiklik mi yaptı? Üstten çıkmaya çalışan o hain iki diş mi? Yanlızlık korkusu mu? Alıştığı anneanne ve dedesinden ayrı kalması mı? Yoksa sadece edepsizliğinden mi ? Çözemedim ama babasıyla bizim sinirlerimiz çözüldü gitti.

Uyku gözlerinden şapur şupur aksa da uyumuyor ve zırıl zırıl ağlıyor. Babası ile ben telef olduk. Çok uykusu olan çocuğumuzu uyutmak için takriben 3 saat harcıyoruz her gece. Bir o bir ben gidiyoruz yanına. Sinirleri bozulan geri geliyor diğeri devir alıyor. Kucakta mışıl mışıl uyuyor. Yatağa koyunca basıyor yaygarayı. Elde, kolda, ayakta, amuda kalkarak sallama metotlarının hiçbiri yatağa yatışı kolaylaştırmadığı için en sonunda olaya bir dur diyesim geldi. Döndük tekrar Tracy nin kollarına. Velakin kitabı Fransa da unutmuşum. Yani bir yaş üstündeki çocuğu uykuya dalma konusunda nasıl ikna ederimin bilgisi yok. Oralara çalışmamıştım. Oğlan bilmediğim yerlerden soruyor. Ben de bildiklerimle idare etmeye çalışıyorum. Yatır kldır yapıyoruz ama olan belime oluyor. Başka da bir fayda ya da zararını görmedik henüz. Neyse bulunacak onun da bir çözümü elbet...

Uyku gözlerimden akabilir ama uyumuycam işteeee..... Israr etmeyin bir böğürürüm ki neye uğradığınızı şaşırırsınız pozu

Çorap düşmanı volume yüzbin bilmem kaç

Çekme kardeşim alacam o makinanı. Geçen gün video kamerayı kapıp nasıl yere vurduysam bunu da vururum vallahi.

Ehli keyf

Üst mana: Babamla pazara gidiyorum. Bir yakalarsam bütün domatesleri elmaları bir bir elimle olmadı ağzımla test edeceğim ama babam izin vermeyecek gibi duruyor.

Alt mana: Yerdeki mikro ölçüsündeki çöpleri bile alıp ağzıma götürdüğüm için annem babamla beni pazara sürdü. Gidin bir iki saat dönmeyin dedi. Bu çocuk beni zorla titiz edecek diye de söylendi söylendi durdu.

10 Kasım 2009 Salı

Türkiyedeyizzzzz

Geldik hem de öyle ani bir kararla ki ben bile inanamadım. Son durumumuz Pazar günü annemle babamı Türkiyeye göndermekti. Ben bakıcı bulamadığımdan bir iki hafta bakıcı arayıp o arada da evden çalışacaktım. Velakin Çarşamba günü yeni eve taşınınca ve internetimizin bir süre çalışmayacağını öğrenince bakıcı arama tarama çalışmalarını hızlandırdık. Kreş ihtimali zaten yok. Uzun mesele ve yazasım yok. Hayatımda çok saçmalık gördüm ama şu Fransadaki kreş problemi saçmalık sınırlarını zorlayan cinsten. Kreşler önümüzdeki bir yıl boyunca dolu. Madem bu kadar çok çocuk var neden fazlasını açmıyor sunuz be insanlar... Fransada yaşayanlar hamile kaldıklarında sıraya giriyorlarmış. Bebek doğunca doğdu diye gidip haber veriyorlarmış ve bundan sonra bile 6-7 ay bekliyorlarmış. Falan filan... Geriye daha önce yaptığımız gibi evde bakan bakıcılar kalıyor. Onlara da razıyım ama onlar da öyle bir fiyat söylüyorlar ki iş bırakıp bakıcı olmak için gerekli şartları sağlamaya uğraşasım geliyor. Hadi ona da razı oldum diyelim ama onların da çoğu dolu öyle istediğini seçme şansın da yok. Hiçbiri İngilizce bilmiyor. E ben nasıl anlaşacağım bu insanlarla.

İşyerimle konuştum, çalışamıyorum böyle dedim verim yok ben de... E git o zaman dediler...ve anlattım zaten yasal bir iznim varmış diye aldık kuzuyu da döndük memlekete. Herşeyini özlemişim. Hele de evimi....

Sonuç kötü Ahmedi Türkiyede annemlere bırakmaya karar verdim. Çok irdelenecek tarafı var. Belki bunu okuyanlardan beni kınayan bile çıkar. Şu anda aklıma gelen maalesef en iyi çözüm bu. Onu bir kere daha anneanne dededen ayırıp dilini bilmediği birine bırakacağıma bunun Ahmed için daha iyi olacağına inanmak istiyorum. Ben onsuz ne yapacağım şimdilik çok düşünmemeye çalışıyorum. Beraber olduğumuz vakti en iyi geçirmeye çalışacağım şimdilik. Neredeyse bir aydır haftasonu bile onunla geçirememişim hesap ettim. Bu tatil bize çook iyi gelecek...

Ayrılığa da bir iki ay sabredeceğiz artık. Ben iyi bir bakıcı bulana kadar.



Son yazıyı yazdıktan sonra yorumlara cevap yazamadım. Arada evimi değiştirdim. Hastane ile ilgili işlemleri tamamladık derken çok koşturmacalı geçti. Derdimi paylaşan, gönülden temmennilerini yazan tüm arkadaşlarıma tek tek teşekkür ederim.