Bu aslında çok önceden paylaşmak istediğim ama karambole giden yazılardan biri. Paris yazılarına devam eder miyim bilmiyorum ama bu diğerlerinden daha değişik ve belki de az bilinen bir şey olduğu için yazmak istiyorum. Parise 3 günlüğüne gidiyorsan yapılabilecek bir aktivite değil her şeyden önce ama daha uzun bir tatilin bir gününü kesinlikle buraya ayırmalısınız.
Biliyorum, birçok arkadaşım hayvanat bahçesi konseptine karşı. Hayvanların doğal ortamlarından alınarak, küçük ortamlarda dengeleri bozulmuş olarak insanlara teşhir edilmesini doğru bulmuyorlar. Katılmamak elde değil bu görüşe fakat benim kusurum da bu. Ben bir Hayvanat Bahçesi hastasıyım. Gittiğim her yerde vakit müsaitse, imkan varsa muhakkak görmeye çalışırım.
Kardeş de bana benziyor, daha gelmeden ne olur bir günü bir hayvanat bahçesi gezmeye ayıralım dedi. Araştırmaya başladım fakat Parisin orta yerindeki bahçe yeniden yapılandırılmak üzere kapatılmış ve 2014e kadar açılmayacakmış diye okuyunca çok üzüldüm. bu sefer civar illeri araştırmaya başladım ve Thoiry ile işte o zaman karşılaştım. Bazı bilgileri eksik verebilirim. Detaylı bilgi için
Thoiry Safari Park sayfasına bakabilirsiniz.
Burası için bir tam gün ayırmak gerekiyor. Aracınız varsa kendi başınıza gitmeyi deneyebilirsiniz ama Agence Paris Vision (Rue de Rivoli - Louve Müzesinin hemen yanındaki caddede) düzenlediği turlar var. Biz bu turlarla gittik. Turla giderseniz aracta 1-2-3-4 numaralı koltuklara oturmaya gayret edin mutlaka :) Biraz sonra anlatacağım şeylerden dolayı.
Thoiry bir aile soyismi. Araziler bu aileye aitmiş. Alan içerisinde bu aileye ait ve ziyarete açılmış bir de ev bulunuyor.Park üç bölümden oluşuyor. Safari diye adlandırdıkları konukların araçlar içerisinde hayvanların ise özgürce ortalarda dolaştığı bölüm. Bildiğimiz hayvanat bahçesi olarak düzenlenmiş bir bölüm ve şato.
Araçta işte sırf bu sebepten en önde oturmak olabildiğince görüş açısı olduğundan önemli. 1.5 saatlik süren bir gezi esnasında etrafta rahatça dolaşan antiloplar, filler, zürafalar, zebralar, ayılar, aslanlar görüyorsunuz. Kimi işi kapmış arabalara gelip onlardan yiyecek almaya bayılıyorlar. Sadece aslanların olduğu bölümde çok ciddi uyarılar ile bütün camların muhakkak kapatılması gerektiği anonsları yapılıyor. Aslanların olduğu alanda ayrıca acil bir durumda müdahale edebilecek bir ekip de var.
İkinci kısım gerçekten şimdiye kadar gördüğüm en büyük bir hayvanat bahçesi. Burada da Türkiyede hiç görmediğim güzellikler gördüm. Ufak bir alanda keçiler, koyunlar, kuzular insanların yaklaşıp onları sevebileceği şekilde yaşıyorlar. Küçük çocukların bu hayvanlara olabildiğince yaklaşması kaynaşması için düzenlenmiş.

Bu kısımda en etkilendiğim şu oldu. Bir çok hayvanat bahçesinde olduğu gibi hayvanların beslenmeleri ziyaretçilere açık ve bir nevi gösteriye dönüştürülmüş. Elinizdeki listeden hangi saatte hangi hayvanın besleneceğine dair bilgiyle o alana gidiyorsunuz. Biz bir tek aslanları görebildik ama çok etkilendik. Birincisi ben bu kadar çok aslanı hiç bir arada görmedim. Ayrıca bu kadar bakımlısını hiç görmedim. Bizim hayvanat bahçelerimizdeki aslanlar bunların yanında kedi yavrusu gibi duruyor. Aslanların yaşam alanının ortasına camdan bir tünel yapmışlar. İnsanlar bu tünelin içinde bu beslenme saatini izliyorlar. İnanılmaz bir izdiham vardı haftaiçi gitmemize rağmen.Bakıcıları etlerin bir kısmını bu tünelin üstüne atıyor ve bir anda devasa bir aslan tavana zıplıyor. O arada şu cam bir kırılsa ne halt ederiz diye geçirmedim değil.
Benzer bir tünel kaplanların olduğu alanda da var ama oradaki beslenme saatini kaçırmıştık.
En son şatoyu ziyaret ettik. Filmlerden fırlamış gibi bir evdi. Sadece belirli bölümleri açık olduğundan çok kısa zamanda gezebildik burasını.