25 Ocak 2012 Çarşamba

Anne dediğinin idealisti makbul

Ben eskiden eskiden çok idealist bir anaydım :) Efendim erkek çocuk da olsa silahı kılıcı olamaz. Savaşmayı dövüşmeyi vurmayı öğrenmesin. Kavgadan kime fayda var derdim de derdim. Annelik bildiğin dediklerini yutma sanatıymış. Zavallı evladım, kreşe başladı başlayalı anne o bana vurdu bu benim saçımı çekti diye şikayetle geliyordu eve. Hele ilk haftalar her gün yüzünün ayrı yerinde ayrı çiziklerle. Baktık olacak gibi değil, bu konuyu kreş görüşmemizde açtım. Ben ona vur demem diyemem dedim orada da. Pedagog ise vurmasın tabi ama kendini korumasını öğrensin. Arkadaşı vurmaya kalktığında durdurabilsin dedi. Bu sefer öyle tavsiye ettik kuzuya. Geçen haftalarda bir ay anneanne dede saadeti yaşadığı için ara vermişti kreşe. Dönüşünde yine söyledik. Durdurabilirsin arkadaşını. Güzelim, o gün sevinçle geldi okuldan. Anne kimse saçımı çekemedi diye :)

Ben ne kadar vurduya kırdıya karşıysam da baba genlerinden gelenlerle buna karşıydı. Herşeyi öğrenmesi kanaatinde. Bizde silahla oynardık, adam mı öldürüyoruz şimdi yaklaşımındaydı. Eh hak vermek zorunda kaldım. Bir çocuğu şiddete itenin mutsuzluk olduğuna, böyle oyunların onu saldırgan yapmayacağına ikna oldum ya da ikna olmak durumunda kaldım.

Bir de daha Ahmed doğmadan görüp bir korsan kitabı almıştım. Bizimki daha onunla paylaşmaya karar vermeden buldu getirdi bir gün kitabı. O gün bugündür. Hayatımız korsan. Oğlan kaptan korsan, ben anne korsan, baba genelde Peter Pan :) Kaşla göz arasında Peter Pani de anlatmış babası. Bir iş seyahati sonrası babaya sipariş verildi. Gelirken korsan kıyafeti getir baba. Baba da ayrılık durumuna dayanamamış. Nur topu gibi bir korsanımız oldu evde. Şimdilerde evde böyle dolaşıp anne korsanla, kaptan korsan Peter Pani yakalayıp denize atıyoruz. Bazen de askerler korsanları yakalıyorlar. İşin ucu kaçtı anlayacağınız..

7 Aralık 2011 Çarşamba

Fransa Aktivitesi - Thoiry Safari Park

Bu aslında çok önceden paylaşmak istediğim ama karambole giden yazılardan biri. Paris yazılarına devam eder miyim bilmiyorum ama bu diğerlerinden daha değişik ve belki de az bilinen bir şey olduğu için yazmak istiyorum. Parise 3 günlüğüne gidiyorsan yapılabilecek bir aktivite değil her şeyden önce ama daha uzun bir tatilin bir gününü kesinlikle buraya ayırmalısınız.

Biliyorum, birçok arkadaşım hayvanat bahçesi konseptine karşı. Hayvanların doğal ortamlarından alınarak, küçük ortamlarda dengeleri bozulmuş olarak insanlara teşhir edilmesini doğru bulmuyorlar. Katılmamak elde değil bu görüşe fakat benim kusurum da bu. Ben bir Hayvanat Bahçesi hastasıyım. Gittiğim her yerde vakit müsaitse, imkan varsa muhakkak görmeye çalışırım.

Kardeş de bana benziyor, daha gelmeden ne olur bir günü bir hayvanat bahçesi gezmeye ayıralım dedi. Araştırmaya başladım fakat Parisin orta yerindeki bahçe yeniden yapılandırılmak üzere kapatılmış ve 2014e kadar açılmayacakmış diye okuyunca çok üzüldüm. bu sefer civar illeri araştırmaya başladım ve Thoiry ile işte o zaman karşılaştım. Bazı bilgileri eksik verebilirim. Detaylı bilgi için Thoiry Safari Park sayfasına bakabilirsiniz.

Burası için bir tam gün ayırmak gerekiyor. Aracınız varsa kendi başınıza gitmeyi deneyebilirsiniz ama Agence Paris Vision (Rue de Rivoli - Louve Müzesinin hemen yanındaki caddede) düzenlediği turlar var. Biz bu turlarla gittik. Turla giderseniz aracta 1-2-3-4 numaralı koltuklara oturmaya gayret edin mutlaka :) Biraz sonra anlatacağım şeylerden dolayı.


Thoiry bir aile soyismi. Araziler bu aileye aitmiş. Alan içerisinde bu aileye ait ve ziyarete açılmış bir de ev bulunuyor.Park üç bölümden oluşuyor. Safari diye adlandırdıkları konukların araçlar içerisinde hayvanların ise özgürce ortalarda dolaştığı bölüm. Bildiğimiz hayvanat bahçesi olarak düzenlenmiş bir bölüm ve şato. 
Araçta işte sırf bu sebepten en önde oturmak olabildiğince görüş açısı olduğundan önemli. 1.5 saatlik süren bir gezi esnasında etrafta rahatça dolaşan antiloplar, filler, zürafalar, zebralar, ayılar, aslanlar görüyorsunuz. Kimi işi kapmış arabalara gelip onlardan yiyecek almaya bayılıyorlar. Sadece aslanların olduğu bölümde çok ciddi uyarılar ile bütün camların muhakkak kapatılması gerektiği anonsları yapılıyor. Aslanların olduğu alanda ayrıca acil bir durumda müdahale edebilecek bir ekip de var. 




İkinci kısım gerçekten şimdiye kadar gördüğüm en büyük bir hayvanat bahçesi. Burada da Türkiyede hiç görmediğim güzellikler gördüm. Ufak bir alanda keçiler, koyunlar, kuzular insanların yaklaşıp onları sevebileceği şekilde yaşıyorlar. Küçük çocukların bu hayvanlara olabildiğince yaklaşması kaynaşması için düzenlenmiş. 

Bu kısımda en etkilendiğim şu oldu. Bir çok hayvanat bahçesinde olduğu gibi hayvanların beslenmeleri ziyaretçilere açık ve bir nevi gösteriye dönüştürülmüş. Elinizdeki listeden hangi saatte hangi hayvanın besleneceğine dair bilgiyle o alana gidiyorsunuz. Biz bir tek aslanları görebildik ama çok etkilendik. Birincisi ben bu kadar çok aslanı hiç bir arada görmedim. Ayrıca bu kadar bakımlısını hiç görmedim.  Bizim hayvanat bahçelerimizdeki aslanlar bunların yanında kedi yavrusu gibi duruyor. Aslanların yaşam alanının ortasına camdan bir tünel yapmışlar. İnsanlar bu tünelin içinde bu beslenme saatini izliyorlar. İnanılmaz bir izdiham vardı haftaiçi gitmemize rağmen.Bakıcıları etlerin bir kısmını bu tünelin üstüne atıyor ve bir anda devasa bir aslan tavana zıplıyor. O arada şu cam bir kırılsa ne halt ederiz diye geçirmedim değil.


Benzer bir tünel kaplanların olduğu alanda da var ama oradaki beslenme saatini kaçırmıştık.

En son şatoyu ziyaret ettik. Filmlerden fırlamış gibi bir evdi. Sadece belirli bölümleri açık olduğundan çok kısa zamanda gezebildik burasını. 


16 Kasım 2011 Çarşamba

Tık tık tık !!! Orda kimse var mı?

5 ay olmuş dile kolay. Satır yazamamışım. Vakit yetmiyor diyeceğim ama koskoca cumhurbaşkanının bile twitter hesabı var ve orada yazışıbiliyorsa diyorum benim de vaktim yetmeli.

  • Hepi topu tek çocuğum var.
  • İşim haftanın beş günü ama mesaim 8-5. Cumartesileri çalışmıyorum.
  • Evimiz işe servis ile 30 dakika uzaklıkta. 
  • Oğlan işyerinin kreşinde olduğundan onu ekstra getirip götürme derdi yok.
  • Sabah erken kalkıp kahvaltı hazırlama telaşem yok. Oğlan kreşte, biz işte yapıyoruz.
  • Öğlen yemeği sağlam yediğimizden akşam kahvaltılık tarzı aperatif şeyler yiyiyoruz, yemek hazırlama derdi haftasonundan haftasonuna.
  •  Koca Allah razı olsun, her işe yardım eder. Oğlan desen eteğime yapışmaz.
  • Hiçbir Türk dizisini seyretmiyorum, uzunlukları yüzünden. (Geçen hafta bir Behzat Çyi izledim baştan sonra.) Seyrettiğim yabancı dizi sayısı hepi topu üç.
  • AVMlere nadir giderim. Haftada bir iki markete belki.
  • twitter hesabım yok, facebooka ayda yılda bir bakıp çıkıyorum. Sadece nurturia hesabım var kullandığım. Onda da ne doğru düzgün güncelleme yazabiliyorum, ne başkalarına yorum. Okuyup okuyup çıkıyorum. 
  • Film en son dün gece aralarda bir sürü uyuyarak seyrettim. Ondan önce seyrettiğim son filmi hatırlamıyorum. 
E peki ben bu vakti nerede tüketiyorum? Neden
  • Bloga anı yazmayı bırak, hiö kimsenin blogunu doğru düzgün okuyamıyorum bile.
  • Ayaklarımı uzatıp adam akıllı bir filmi baştan sonra seyredemiyorum. Sinema!! Pardon o ne ki?
  • Son 5 aydır tek bir kitabı okumayı bile bitiremedim.
  • Her şey bir tarafa, e hayat böyle mi akıp gidecek. 
Keşke yapmadıklarım, yapamadıklarım bunlarla sınırlı kalsa. Daha neler neler var da bunlar bugünlerde en tavan yapmışları. Hele de son şık!!! Ben nerde hata yapıyorum ? Haftasonundan haftasonuna temizlik ve ütü. Arkadaşlarla bir kaç saat görüşme. 3 yaşında bir böcük, insanın bu kadar vaktini alır mı? Bu gidişe bir dur demem lazım.  Bebekler rutini sever diye diye kendimizi de bir rutine bağlamışız ama mayası rutinle tutulmamış bünyelere alerji yapıyor bu rutin hayat akışı. Aman yanlış anlaşılmasın hayatımdan şikayetim yok. Derdim kendimle. Bir şekilde ben zamanı yiyiyorum ama nerede olduğunu bulamıyorum. Yoksa yukarıdaki maddelere bakıp isyan ediyormuşum gibi anlaşılmasın. Hepsinden gayet memnunum da işte biraz daha fazlasını istiyorum :) 

26 Mayıs 2011 Perşembe

Meslek erbabı

Daha önce de bahsetmiştim galiba. Ahmedin bu ara gözlem ve taklit olayı tavan yaptı. Bizim işe gidiyoruz dememizden mi bilmiyorum ne zaman ne yapıyorsun diye sorsak iş diye cevap veriyor. Etrafta insanları gözlemleyip her işi yapanın yerine koyuyor kendini. İlk evimize süt getiren amca ile başladı. Ahmed sürekli süt satar oldu. Sonra karpuz satarken birden derece yükseltti doktor oldu :) (Son doktor muayenesindeki doktor hanımın sıcak ilgisi ve alakasıdır sebep) Doktor Ahmed diye çağırılmaktan çok keyif alıyordu. Geçen günlerin birinde pideciye gittik. Fırını epey bir inceledi. Eve gelince büyük bir tahta spatulayı kaptı fırıncı küreği yaptı kendine, bize bol bol pide lahmacun yedirdi derken dün akşam salona gittiğimde aşağıdaki manzarayla karşılaştım. Karı koca birbirimize bakakaldık. Kendi kendine akıl etmiş bunu.











Untitled from ilknur durgar on Vimeo.










11 Mayıs 2011 Çarşamba

Haftasonu gezginleri

Bahar geldi mi gelecek mi diye beklemekten yorulduk ailecek. Kışın tek alternatifi neferet etsem de alışveriş merkezleriydi derken sonunda dayanamadık. Yağmursuz rüzgarsız bulduğumuz ilk haftasonunu Ahmedi eğlendirmeye adadık. Denk geldi babası havacılıkla ilgili bir fuara davetliydi. Uçak delisi bir oğlanı götürmeden olmaz diyip takıldık peşine. Kısmetimize fuar havalimanın içinde bir aprondaydı. (Hayır deve yoktu :P). Uçakların kalkış pisti neredeyse dibimizdeydi. Oğlan çoştu çoştu. Gözünün önünde havalanan uçakları görünce zapt etmek biraz zor oldu ama.

"Amed uçak binn"


"Olmaz annecim şimdi binemeyiz"


"Anne accık binnnn"


(Uçak pistine doğru hamle yapma çabaları son gaz sürerken durumun azla çokla ilgisi olmadığını nasıl anlatırsın)

"Annem bir gün uçağa bineceğiz. Ama önce bilet almamız lazım. Valizlerimizi toplamamız lazım. Şimdi binmeye çalışırsak pilot bize kızabilir" (Dilimi eşek arıları sokaydı da kızabilir demeseydim)


"Amed uçak bin. Piyot kıjabiyi" (Aşağı yukarı onbin defa tekrarladı bunu gün içinde)


"Yok annecim biletimiz alırsak neden kızsın. Şimdi binmeye çalışırsak diye dedim"


(Ahmedi kesti mi bu söylediklerim hayır elbette. Taktı kafaya piyot kıjabiyi)




Sonrası daha iyiydi. İçeride bir sürü uçak parçası gördü. Uçakların acil inişinde kullanılan kaydırağa benzer aletten kaymak istemesi, uçak motorunun pervanelerine elini sokması haricinde. THY sağolsun. Küçüğüme koca bir çanta hediye verdiler. Hediye delisi oğlan hepsini sahiplendi. Kaleme bile el sürdürmedi. Hepsi Ahmedin hediyesiymiş. İçinden minik bir uçak ve uçak resmi olan çerçeve çıktı. O gün bütün günü o uçağı uçurarak gece de resim çerçevesine sarılarak yattı. Öncesinde de TAIden bir şapka kaptı :) Şapkayı da tüm gün kafadan çıkarmadı.



Fuar çıkışı oraya mı gitsek buraya mı gitsek derken babanın aklına hastası olduğu eminönü geldi. Ahmedin ilk gidişi değil ama her gittiğinde daha bir farkında oluyor. Daha keyifli oluyor. Karaköyde arabayı bırakıp yürüdük. Beyzade arabada uyumayı retettiği için pusetinde sızdı kaldı. Ben köprüdeki balıkçıları göremedi diye yandım ama boşunaymış. Dönüş yolunda hepsini tek tek teftiş etti kendileri.

Mısır bizim oğlanın takriben 9 aylıktan beri favori yiyeceği. (Öyle bir videosu var. Babasının elinde koçanı kapıp boş koçanın suyunu emmişti o haliyle) Bir yerde mısırcı görmeye görsün. Allem eder kallem eder yiyeceği yemeği yemez, mısır yesin diye. Dayanamam alırım her seferinde. Bu sefer gıdacı teyze uyardı GDOlu mısır mı yediriyorsunuz çocuğa diye. Öyle ama nasıl başa çıkmalı bilmiyorum. GDOsuz mısır var mı acaba?


Mısır çarşısı ayrı bir alem geçti. Tatlı seven çocuğun mısır çarşısındaki hali darı ambarına düşen tavuktan az hallice tabi. Tatlıları Ahmedten ayırmak havuz problemine döndü.

Dönüş yolu en keyiflisiydi. Balık tutanların yanında geçti. Bütün kovaları tek tek teftiş etti. Bir bey tam o sırada üç balık yakalamış. Birini Ahmede verdi kovaya atsın diye. Ben hemen korkacak diye atladım ama bir şey olmaz diye geri püskürttüler beni. Ve beni şaşkına çevirir şekilde balığı hiç korkmadan kovaya attı kuzu. Oradakilerin dediğine göre balık kokusunu içine çekmiş bir kere. Sağlam balıkçı olacakmış oğlan. Ne diyeyim kısmet.




Bahar gelsin İstanbulun tarihi yerlerine çıkartmalarımız devam etsin.