Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

31 Aralık 2008 Çarşamba

Güle güle 2008

Aslında gönlüm hiç el vermiyor 2008i göndermeye. 2008 benim herhalde şimdiye kadar geçirdiğim en mutlu yıl oldu.

Şubat sonuydu senin bizimle olduğunu öğrendiğimizde.

Marttı seni 5mmlik boyunla ilk gördüğümüzde.

Nisandı seni kaybetme korkusuyla yaşadığımda.

Hazirandı seni üç boyutlu görüp yok ona benziyor yok şuna benziyor diye babanla çekiştiğimizde.

Temmuzdu ilk tekmelerini yediğimde.

Eylüldü senlen benim iç içe ilk bayramımız.

Ekimdi seninle ilk bakıştığımız.

O günden beri de ne günleri sayıyorum ne saatleri.

2008 e güzel bir haberle başlamıştım. Ardından tadı damağımda kalan şahane hamileliğim ve küçük oğlumun ailemize katılması. 2008 de ikiydik üç olduk biz. Onun için bu yılı uğurlamayı hiç istemiyorum ama günleride durdurma şansım yok.

Herkese sağlıklı, huzurlu ve hepsinden önemlisi barış içinde çocukların acı çekmediği, ölmediği, öldürülmediği bir yıl geçirmesini diliyorum..

Aşağıda takip ettiğim bir forumda yazılmış bir yazı. Çok hoşuma gitti paylaşayım dedim. Şu anda gaza sevinme kısmındayım ben :) Gaz çıkarsında rahatlasın diye gözünün içine bakıyorum

Ben anne olmasaydım eğer...

Topuksuz ayakkabılarla da şık olunabileceğini bilmeyecektim.

Hamileliğim esnasında 80'li kilolara kadar çıkıp kendi çapımda ilk defa biralanda rekorumu kıramayacaktım.

O küçücük ellerle renkli kartonlardan yapılmış bir kâğıt parçasının bu kadar değerli olabileceğini öğrenemeyecektim.

Kan yapsın diye danadili haşlayıp üzerine yumurta kırıp ağzının tadına da uysun diye çikolatalı pudingle karıştırmak gibi yaratıcılığın sınırlarınızorlayan tarifler keşfedemeyecektim hiç.

Su almak için elimde kumanda ile buzdolabını açtığımda kumandayı buzdolabına koyacak kadar ya da evden çıkarken telsiz telefonu çantama atacak kadarkendimden geçmeyecektim.


Birinin canı yandığında ötekinin bu acıyı hissedebilmesinin sadece ikizkardeşlerde olduğunu sanacaktım.

Sabahın köründe gözü kapalı mutfağa kadar gidip, süt ısıtıp yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım.

Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim.

Bir insanın gaz çıkarması beni bu kadar mutlu edemeyecekti.

Büyüdüğünde arkadaşlarınla birlikte partilerde Süper Anne olarak eğlenmeyi hayal edemeyecektim.

Babanla belki daha az kavga edecek ama sevginin evlat denilen başka bir boyutuna giremeyecektik.

Sevginin böylesine karşılıksız olanını hiç tadamayacaktım.

Annemi bu kadar çok sevdiğimi anlamayacaktım.

Annesinden zorla ayırdılar diye 'Uçan Fil Dumbo!' çizgi filminde böğürerek ağlamayacaktım.

Geceleri kesintisiz uyuyacak, hafta sonunda sabahları istediğim saatte kalkacaktım ama uyandığımda yanağıma konmuş minik ellerin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi.

Çantamda sürekli bisküvi, ıslak mendil, bir adet oyuncak, düşer bir yerin kanar diye ayıcıklı yara bandı taşımayacaktım.

Acıyı geçiren öpücüğün gücüne inanmayacaktım.

38,5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı .

Yağmur sonrası çamurlu sularda zıplamanın keyfine varamayacak, sen bir lokma daha fazla yiyesin diye kalabalığın ortasında kafamda peçete dansı yapmayacaktım.

Sen olmasaydın eğer yaşamın karmaşıklığını unutup tekrar basit yaşamayı öğrenemeyecektim.

Sen olmasaydın eğer ben asla 'anne' olmayacaktım.

Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğarmış... Bu lafın doğruluğuna inanmayacaktım!

28 Aralık 2008 Pazar

Yer gök kan bugün

Canım oğlum, bu sayfada hep senin gelişimin, yaşadıklarımız, eğlencelerimiz olsun istiyorum. Kötü şeyler yazmak bunları sana hatıra bırakmak hiç içimden gelmiyor ama ikinci kez kendimi tutamıyorum.

Türk bir anne ve Filistinli bir babanın çocuğu olarak maalesef terör kelimesiyle iç içe yaşayacaksın hayatın boyunca. Hep ölümler duyacaksın, Ağrı'da, Hakkari'de, Gazze'de. Bazen PKK terörü olacak ölümün adı bazen İsrail terörü.

Canım oğlum, ben bunları yazarken sen yan odada mışıl mışıl uyuyorsun ama kilometrelerce ötece kardeşlerin ölüyor. Küçücük bedenler koca koca roketlerin altında kalıyor. Zaten aylardır ambargolar yüzünden açlıkla başa çıkmaya çalışan bedenler şimdi hayatta kalma savaşı veriyor. Halan, kuzenlerin iyiler diye sevinemiyoruz bile. Bugün seni bir güzel giydirip süsledim, resimlerini çekip hediyesi için Ahmet amcana teşekkür edecektim. Öğrendimki Ahmet amcanın üç akrabası vefat etmiş.

Bugün Gazze'de katliam var oğlum. Kardeşlerini katlediyorlar. Bebecikler Allah'ın cennetinde yerini alacaklar. Büyükler ise inşallah Allah katında şehittirler. Peki ya geride kalanlar, bizler. Orada 300 kişinin ölmesinde hiç mi suçumuz yok. Hesap gününde başı öne eğik duracak olanlar önce Arap sonra Müslüman alemi. Irak kan ağlıyor, Bosna kan ağlıyor, Afganistan kan ağlıyor, Filistin'de ise yer gök kan ve biz üç maymunu oynuyoruz. Ölenlere değil geride kalanlara ağlamak lazım. Bunların hesabını biz nasıl vereceğiz diye...



Daha bir sürü fotoğraf var elimde ama en sadelerini seçmeye çalıştım, Birçoğuna bakmaya yürek dayanmaz. Türk televizyonlarında asıl görüntülerin çoğu gösterilmedi. Biz daha erken Al-Cezire televizyonunu açmıştık, burada anlatmayayım ama görüntüler yürek yakıyor. Allah ölenlere gani gani rahmet, geride kalanlara ise sabır versin.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Dastini dastini danalı bebek elleri kolları kınalı bebek

İnsanın çocuğu olunca hayatı ne kadar değişiyormuş. Ben olmaktan çıkıp biz oluyormuş insan. O kadar küçük bedeni bir birey olarak kabul edemiyor, kendini çoğalmış gibi hissediyorsun. Ortada küçücük bir canlı var ama senden ayrı düşünemiyorsun onu. Belki de dokuz ay içinde büyüttüğün için onun senden ayrılmasını kabullenmek çok zor. Bugün uyurken seyrettim bebeğimi. Göğsümde uyuyordu öyle huzurlu öyle güzel görünüyordu ki onu gögsümden içeri sokmak geldi, onunla tekrar bütünleşmek. Bugünlerin çabuk geçeceğini bilmek beni çok üzüyor. Her anını kafama kazımak istiyorum ama şimdi bir ay önceki halini bile unuttum, sanki sadece şimdiyi yaşıyoruz, geçmişimiz geleceğimiz yok. Şu anın mutluluğu o kadar büyük ki ne geçmiş ne gelecek umurumuzda.

Bu aralar kafam karışık, artık Ahmetin kendi kendine uyumayı öğrenme vakti geldi ama o kadar şarkılı türkülü uyuyoruz ki nasıl yanlız ve sessiz uyumayı öğreteceğim bilmiyorum. Bir sürü kitap aldım düzenli uyku alışkanlıkları ile ilgili ama fırsat yok ki okumaya. Anne adaylarına şiddetli tavsiye. Hamile iken sadece hamilelik ile ilgili kitaplar okuyup doğum sonrasını ihmal etmeyin. Bebek olunca hiçbir şey okumaya fırsat olmuyor çünkü. En azından ilk altı ayı ile ilgili bilgilenin. Ben yapmadım hata ettim.

Başlıkta dedemizden inci. Hep beraberken herkese değdi bebek uyutma işi. Babam en son ninniyi 25 yıl önce söylediği için "dandini dandini dastana danalar girmiş bostana" olmuş "dasdini dasdini danalı bebek" arkasına da yıllar öncesinin meşhur şarkısı "elleri kolları kınalı bebek" eklenince tam olmuş :) Şimdi eğlence olsun diye ben bile böyle söylüyorum. Daha bir çok şarkı ile beraber, saçma sapan sözleri arka arkaya ekleyip şarkılar yapıyoruz. Dedemiz ilkokul öğretmeni olduğundan malzemesi çok. Bizde ondan ne kaptıysak artık. Listemiz çok hareketli, şimdilik Top 3 şarkımız, "Mini mini bir kuş donmuştu", "Yepyeni bir topacım var ucu süslü kırbacım var" ve "Köpek uçmak istemiş bir gün kargaya gitmiş" olarak şekilleniyor. Babamdan yenilerini öğrendikçe repertuarımı genişleteceğim. Üst kat komşumuz ne düşünüyor acaba şahane sesimle ilgili :)

Bu kadar küçük bebek bizim söylediğimiz şarkıları anlıyor mu? Bilmem ve aslında hiç sanmam ama kendisine yapıldığını kesinlikle anlıyor ve durup dinlemeye başlıyor. Keyfi yerindeyse gülücükler atıyor.

Geçen doktora gittiğimizde gaz işine yoğunlaştık yazamadık. Aylık kontrolümüzü de yaptı doktorumuz. 6300 gr ve 61 cm olmuşuz. Boyumuz genetik olarak biraz uzun. Onun haricinde gelişimimiz normal. Pazartesi verem ve karma aşılarımız vurulacak. İnşallah çok problem yaşamadan atlatırız o günü.

26 Aralık 2008 Cuma

Sepet sepet yumurta sakın beni unutma :)

Çok hareketli geçti günler Edirnede. Onun için bol resim az yazı koydum bu seferlik.

40ımızın çıkışını üç gün süren törenler ile kutladık. Önce havayı güzel bulduğumuz için 39. günde Maltepe Carrefoura gittik. Çok şükür oğluş iki saat gezmemize izin verdi. Sonra yaygarayı kopardı. Arabaya kendimizi nasıl attığımızı bilemedik. Açlığa hiç tahammülü yok bu çocuğun.


40. gün giyindik süslendik, apartmandan komşumuz Nihal ablaya gittik. Sağolsun çok güzel şeyler yapmıştı. Orada da baştan kıyameti kopartsa da sonradan uyuduğu için rahat ettik. Nihal abla çok güzel bir yelek verdi el öpme hediyesi olarak.






Sonrası malum, 41. günü Edirneye yola çıktık. Araba sarstığı için beşik gibi geldi tüm yol uyudu ama tam Edirneye girmek için gişelerden çıkmıştık ki kıyamet koptu. Eee bütün Edirne duymalıydı oğlumun geldiğini, nitekim de duydu. Sesi kısılmış ağlamaktan.
Annemle babam sağolsun Ahmete baktıkları için biz Cumartesi günü de dışarı çıkmaya fırsat bulduk. Ahmeti oyalamayı başaramadıkları noktada bizi arayıp eve çağırıyorlardı. Oğlum ikişer saatten iki defa dışarı çıkmamıza izin verdi sağolsun. Edirne acayip değişmiş güzelleşmiş ama en güzel mevsimi bahardır bi de o zaman gidip görmek lazım.

Bol bol aile fotosu çekildik onu sakin yakalayabildiğimiz zamanlarda.




Dede bir tarafa anneanne öbür tarafa. Biri sallar uyutur, diğeri bir sürü şarkı türkü söyler. Oğlumun her türlü konforunu tamam ettiler. Sırf o yüzden ilk gülümsemesini anne babasına değil de onlara gösterdi.


Sonunda bayram geldi çattı. Bende özene bezene aldığım bayramlıklarını giydirdim üstüne. Maşallah pek bi güzel durdu üstünde. Eh kıyafet bu kadar güzel olunca dededen de kocaman bi harçlık koparttık tabi..

Bayram sonrası, bayram süresince bebek görmeye gelen bazı misafirlerimize bebişi götürdük. Yumurtalarımızı topladık. 40 uçurmaya gidildiğinde yumurta verilirmiş, yeni öğrendim. Nedenini sordum, yumurta gibi olsun diye dediler. Ne alaka anlamadım. Adet işte yerini buldu.



En sonda bebek mevlüdünü yaptık. Yine özene bezene aldığım, fakat büyüme hızını hesaplayamadığım için oğluma memur ceketi gibi duran yeleği ile mevlüt kıyafetimiz. Ekruya bayılırım diye bu renk aldım çok hoşuma gide gide. Büyüğü de vardı oysa ama emanet gibi durmasın dedim yine de durdu :P Yeleğin düğmeleri öne almak zorunda kaldık yine de ancak geldi.


Bu da şakacıktan lohusa ben. 60 günlük bebeğe neden böyle yapıyoruz giyeyim üstüme güzel bir kıyafet dedim. Olmaz adet böyle illa o geceliği giyeceksin, o yatağa yatacaksın dediler. Bir önceki gece oğlum mevlüt heyecanından herhalde, hiç uyumadı. Sabah dört buçuktu anneannesi ve ben sızıp kaldığımızda. Anneanne erken kalkıp işler yapacaktı, uyanamamış. Mevlüde yapılacak pirinçleri vaktiyle ıslayamadığı için çok üzüldü ama sonrasında güzel oldu herşey. O gecenin ardından aslında hiç te fena gelmedi o yatakta oturmak, keşke baştan itiraz etmeseymişim :)


24 Aralık 2008 Çarşamba

Auvvvv

Babasıyla benim çıkardığım sesler felaket. Daha çok ta benim çıkardığım sesler :) Çevreye verdiğimiz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.