Döndüm geldim. Müze ziyeretlerine devam ediyorum. Şunun şurasında yuppii 8 haftacık kaldı. Böcüğüme, evime, kocama kavuşmama. Su gibi aksın zaman. Bu haftasonu iki müze birden gezdim. İlki Rodin müzesi ki buraya geldim geleli açıkçası en beğendiğim müze oldu.
Birincisi yarı-açıkhava müzesi. Hotel Biron isimli bir bina var , Rodin son yıllarının bir kısmını burada geçirmiş. Bir çok eseri burada sergileniyor fakat en bilindik eserlerinin neredeyse tamamı büyük bir bahçede sergileniyor. Müze ücreti 6, bahçe 1 euro. Buradaki çoğu müzede olduğu gibi 18 yaş altı ücretsiz. Eğer avrupa birliği vatandaşı iseniz 26 yaşın altı ücretsiz. Engelliler ve onlara refakat edenlere yine ücretsiz, her ayın ilk pazarı yine ücretsiz. Yani adamlar kralından müze yaptık sömürelim milleti demek yerine, gelin yeter ki görün diye uğraşıyorlar. Bu zihniyete hayran kalmamak elde değil.
Rodin ya da tam adıyla August Rodin 12 Kasım 1840 Paris doğumluymuş. Bazı şeylerin okulla, eğitimle çok ilgisi olmadığının en büyük örneklerinden biri. Çok istekli bir öğrenci olmasına rağmen Güzel Sanatlar okulu giriş sınavlarını üç defa girmesine rağmen kazanamamış. Yaşadığı bir çok olay sonrasında bir heykeltraş olarak kabul görmesi kırklı yaşlarını bulmuş. 1976 yılında İtalyaya yaptığı seyahat sonrası Donatello ve Michelangelonun çalışmalarından etkilenmiş. Maalesef her ünü başını alıp gitmiş sanatçı gibi ciddi kişilik bozuklukları olan birisi. Öğrencisi/sevgilisi/modeli Camille Claudel ile yaşadığı ilişki (ya da eziyeti desem) filmlere bile konu olmuş.

Meşhur Düşünen adam ya da namı diğer La Penseur. Rodinin belki de en ünlü eseri. Türkiyede bile bir koypası var. Bakırköy Akıl ve Ruh hastalıkları hastanesinde. İlginç bir tercih orası kesin. Rodin bu heykeli ilk defa 1888de bir alttaki resimde görülen Cehennem kapılarında çalışmış. Daha sonra 1902de bizim bildiğimiz yani günümüzde sergilenen boyutları ile tekrar yapılmış. 1906da Fransada yaşanan politik ve sosyal kriz sebebiyle sosyalizmin sembolü haline gelmiş. 1923te şu anda gördüğümüz yerine taşınmış.

Fransız hükümeti Rodin ile çeşitli heykeller yapması üzerine anlaşmış. Bu kapsamda Dekoratif Sanatlar müzesi için bir kapı yapması istenmiş. İşte bunun sonucu, Cehennem Kapıları ortaya çıkmış. Rodinin Dantenin İlahi Komedyasına ve Baudelairein şiirlerine (ekşi sözlük sayesinde öğrendiğim yeni deyimle) selam çakmış :) bu çalışması ile. Kapının en üstünde görünen üç adam heykeli aynı Düşünen adam gibi Üç Gölge ismi ile büyük boyutlarda tekrar çalışılmış ve yine müze bahçesinde sergileniyor.

Bir heykelin yapım aşamaları. Çok zahmetli bir iş olduğu kesin. Hele o dönem imkanlarını düşününce.

Eller
Camille Claudelin bir çalışması. İnanılmaz derecede etkileyici. Yazdım ya, bu Camille ile Rodinin hastalıklı bir ilişkisi varmış. Rodinden çok daha yetenekli olmasına rağmen ona olan aşkından hep onun gölgesinde kalmış. Hatta Rodinin onun bu kadar yetenekli oluşundan rahatsızlık duyduğu ve bu yüzden şiddet gösterdiğini de okudum. (Bu ara yazdıklarımı müzeden aldığım küçük bir kitapçıktan yazıyorum. Rodin-Claudel ilişkisini ise daha çok internetten.) Bu salon tamamen Claudel eserlerine ayrılmıştı ve gerçekten hepsi birbirinden güzeldi. Özellikle The Gossip ve The Age of Maturity gerçekten görülmeye değer eserlerdi.

Diane

Victor Hugo

Kibele

Ugolino

Balzacın bir heykeli.
Ertesi gün rota Museum D'Orsaydı. O da kesinlikle ve kesinlikle tavsiye edeceğim müzelerden. Gezerken (bin defa yazmışımdır herhalde ben sanattan anlayan bir insan olmadığım halde- ama sanırım geze geze biraz ilerleme kaydettim) çok keyif aldım. Müze yine büyük bir müze. Bir kaç defa turlamak gerekiyor çünkü içiçe odalar, bölümler derken bir kerede bitmiyor. Birincisi müzenin mimarisi inanılmaz. Zamanında tren garı olarak kullanılırken, artan talebe cevap verememesi sonucunda müzeye dönüştürülmüş ama orjinalliği bozulmamış. Van Goghun (ki kendisi resimlerini anladığımı sandığım ender sanatçılardandır) her yerde gördüğümüz ne kadar ünlü eseri varsa bu müzede. Sadece o da değil. Cezanne, Monet, Degas, Gauguin, Sisley, Cross, Manet, Renoir (ki son dört tanesi ile ilk defa burada tanıştım) en meşhur resimleri ile dolu.
İsmini not etmeyi unuttuğum birkaç ressam vardı ki, değme fotoğrafçı yanında halt etmiş. Tabloların dibine kadar sokulmak zorunda kaldım fotoğraf mıdır resim midir anlayabilmek için. Gerçekten bazı insanlara nasıl inanılmaz yetenekler bahşedilmiş. Şimdi sallamayayım ama ya Monet ya Manetti ikisinden birinin bir porte çalışması var ki Mona Lisa ne ki dedim. Tamam onun perspektifidir, göndermeleridir mühim olan diye bahsediyorlar ama estetik derseniz benim gördüğüm kesinlikle çok daha iyiydi.
İkinci kat ise daha çok heykeller ve sanatın gündelik hayata uygulanışı vardı. Mesela Rodinin Ugolino ve Cehennem Kapılarının taslak heykelleri de burada sergileniyordu. Bir çok design ürünü ev eşyası ve mobilyalar da üst katta görülmeye değerdi.
Müzede maalesef resim çekmek yasak. Bir taraftan da iyi oldu. Bol bol ben resimlere baktım. Fotoğraf derdine düşmeden keyifli keyifli gezdim. Bu yüzden ben gördüklerimle kaldım. Sadece tavsiye etmek düştü bana. Gelmişken müzenin hediyelik eşya bölümüne de uğramayı ihmal etmeyin. Çok güzel şeyler vardı. Yeni evime cici cici çervelemek üzere bir sürü reprodüksyonlar , eşe dosta göndermek için kartpostallar aldım. Vakti olmayana Lourve tavsiye etmem ama bunu mutlaka görün derim.
Daha taslakta duran üç-beş müze yazısı var. İlknurun keyfini bekler. Hele bir Modern Sanat Müzesi maceram var ki elim gitmiyor yazmaya :) çarpıldım çıktım içinden.