Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

28 Mart 2009 Cumartesi

Two things are infinite: the universe and human stupidity; and I'm not sure about the universe.

Haha deyip başlayayım yazıya. Dün blogu biraz canlandırayım dedim. Eklenebilecek araçlara baktım durdum ve Einstein'nın sözlerini gördüm. Bugün blogu açtığımda başlıktaki sözünü gördüm ve bir gülümseme geldi. Sözün meali "İki şey sonsuzdur: evren ve insanların aptallıkları; evrenden tam emin değilim". Bu sözü ilk önce tez hocamdan duymuştum. İşini sonuna kadar doğru düzgün ve kurallarına uygun yapan bir insandır ama herkesin de kendisi kadar titiz olmasını ummaktan çoktan vazgeçmiştir, ondan bu sözü sık sık kullanır. Alışkanlıktan herhalde tahammül sınırlarımı zorlayan her olayda ben de bu sözü düşünüp sakin kalmaya çalışıyorum. Elden geldiğince tabi...

Einsteinin en benimsediğim sözü oldu kendisi... Bugün onunla karşılaşmayı beklemiyordum, süpriz oldu.

27 Mart 2009 Cuma

5. ay kontrolü veeeeeeeeeee

Dün Ahmet beylerin 5. ay kontrolü için doktordaydık. Çok şükür her şey yolunda. Kilo alımımız maşallah. 5. ayda doğum kilosunu ikiye katlamak icap edermiş. Katlamış ta üstüne de almış az biraz. Bu ay sonu itibarıyla kilomuz 8350 gr, boyumuz 69 cm., baş çevremiz 43 cm. Bir taraftan yüreğim oleyy diye bağırmak istiyor, diğer yanım dur bakalım bir aydır annen bakıyor ekmek elden su gölden, sabah mesaisini baban yapıyor uykunu gani gani alıyorsun eve git te o zaman görüşeceğiz diyor. Bunları düşündükçe de eve gitmekten soğuyorum. Babası sonunda bizi unutmadan eve de gitmek lazım ama işte durumlar böyle olunca ben de bu kadar rahata alışmışken gidesim yok.


Doktorumuz gelişimini güzel buldu. Önümüzdeki aydan itibaren oturtabileceğimizi söyledi. Aslında bana kalsa hemen oturtacağım, geçen babamızın bir arkadaşının oğlunun resmini gördüm. Maşallah 3 aylıkken oturmaya başlamış küçük. Psikopat annelik güdülerim durumu kaldıramadı, nasıl bizimki hala oturmuyor diye içlendim. Doktor 6. aydan sonra diyor ben napayım ama bir yandan da azar azar oturma provalarına da başladım çok tutmasam da...

Ek gıda işine de azar azar alıştırmalar yapabileceğimizi evde yoğurt, sebze çorbası tattırmaya başlamamızın zararı olmayacağını söyledi. 6. ay geldiğinde öğün haline dönebilmesi için. Biz elma armuttan öteye gitmiyorduk günlerdir. Ahmet beyler her geçen gün akıllanıyorlar maşallah, eskiden ağzına ne koysan yalanan çocuk şimdilerde ağzına giren herşey için ilk önce bir suratını ekşitiyor ardından tadını beğenirse yemeğe devam ediyor ama ilk tepki beğenmemiş gibi yapmak.

Rotavirüs aşımızın 2. dozunu da olduk. Ona da ilk tepki bir surat ekşitmeydi. Çok hoşuna gitmedi tadı oysa 2 ay öncekini yalana yalana içmişti :)

Bu aralar fiziksel olarak ne değişimler var; artık dönüyor yana tam olarak dönebiliyor ve bunu sık sık yapıyor. Sırt üstünden yüzüstüne de dönerken elini kurtaramadığı için hemen ağlayarak tepki veriyor. Önüne bir oyuncak konunca elini ona uzatarak kurtarabiliyor. Oyuncakları ile çok güzel oynuyor artık. Eline aldığı şeyi çok uzun süre tutabiliyor sağa sola sallıyor ses çıkan oyuncaklarını. Ona yumuşak kitaplar aldım ama daha dikkatini bir dakikadan fazla çekemiyor.


Ben bu aralar tezsel sebeblerden dolayı bebek gezmelerinden elimi çektim. Oğlum anneannesi ile geziyor. Havaları güzel buldular mı doğru bir komşuya. Yumurtalarını toplayıp geliyorlar :P Apartman içinde gezseler bile anneannesi için havalar çok önemli :) Ahmet Beylerin bir kere hastalandığında yaşadıklarımızı bildiği için üşümesine karşı çok hassas.

Zehra sitesinde yazmış bilgilendirmek için ama çok önemli bi konu ben de yazayım. Cep telefonlarına çok çok dikkat etmek lazım. Bebeklerin yanında açık bırakmak hele yolculuk sırasında çok tehlikeli. Bebeklerimizi bekleyen en büyük tehlikelerden bir tanesi de daha doğmadan maruz kaldıkları manyetik kirlilik malesef. Kablosuz internet, cep telefonu dalgaları bunların en zararlıları arasında. Hamilelik haberini aldığımızdan sonra ben telefon ile kulaklıkla konuşmaya başlamıştım, Ahmet beylerin doğumundan sonra ise evde olabiliğince cep telefonlarımız kapalı ya da onunla aynı odada değil. Bebeğin yanında sigara içilmesine çok hassas anne babaların bebeklerinin yanında saatlerce telefonla konuşmalarını ben kendimce çok garipsiyorum. Ha sigara dumanı ile zehirlenmiş çocuğunuz ha radyasyonla. Diğer radyasyon kaynakları ise bilgisayar ve televizyon gibi aletlerin ekranları ama cep telefonu ile karşılaştırıldığında bunlar çok masum kalıyor. Yine de televizyon aşırı renkleri hızlı değişen resimleri ile bebekleri zihinsel olarak yoran bir şey olduğu için ondan da olabildiğince uzak tutmak lazım.

Ne zamandır yazacağım yazacağım olmuyor. Daha doğrusu fotoğraf çekemiyorum bir türlü. Yaşımız ortaya çıkmasın kaç yıllık arkadaş olduğumuzu yazmayayım ama kendimi bildim bileli tanıdığım Derya teyzesinin annesi Nazik teyzem oğluma çok güzel bir hırka ve şapka örmüş. Ellerine kollarına sağlık çok emek etmiş. Baharın gelmesiyle beraber giydirmeye başladım yazmak bugüne kısmet oldu. Oğlum çiçek gibi oldu. Aslında Derya teyzenin de ördüğü bir battaniyesi var, onu da sürekli kullanıyorum hem evde uyuturken hem de arabasında ama kısmet olmadı resmini çekmeye. Hatta geçen gün gittiğimiz Emniyet Müdürlüğünde epey bir ilgi konusu oldu battaniyemiz :)

18 Mart 2009 Çarşamba

Havanız nasıl olursa olsun sizin sütünüz bol olsun :)

Bu yazıyı aslında çok daha önceleri yazmayı planlıyordum ama önce kendimden emin olmam gerekiyordu. Ahmet beylerin kilo alma sorunsalı malum. 2. aydan 3. aya geçerken sadece 450 gr almış (ki genelde bu aylık bebekler 800-1000gr almalı), devamındaki üç haftada 320 gr alarak alt sınırları zorlamıştı.


2. ayın onunda 1200 gr aldığı için o kadar emin gitmiştim ki doktora 450 gr.ı görünce yaşadığım şoku anlatamam. Anlamamışım sütümün azaldığını ve ona yetmediğini. Doktor gazdır dediği için, her ağlamasını gaza yorar olmuşum. Cahillik parayla değil ya. İlk şoku atlattıktan sonra süt artar mı diye stresli bir uğraşa girdim. Doktorumuz bir süre mamaya başlamadan kontrol önerdiği için. Çok şükür hem kadın doğum hem de çocuk doktorlarımız gönlüme göre çıktı. Doğumu normal yapmama destek olan kadın doğum doktorumuzdan sonra anne sütünde ısrarlı bir çocuk doktorumuz oldu. Mama dese verecektim bu da olan sütü de azaltacaktı. Bir süre izlemek aslında ne kadar da mantıklıymış. Bana kendimi dinlemem için bi süre verdi. Eğer bu sürenin sonunda da artmasaydı o zaman mamaya ek gıda ile birlikte geçiş yapacaktık.



Her halde emzirmenin her hangi bir döneminde her anne sütünün azaldığını düşünüyordur. Bütün kitaplar, efendim her annenin ikiz bebeği doyuracak kadar sütü vardı diye yazınca, insanın ilk aklına düşen sen nasıl bir annesin ki bebeğini besleyecek sütü bile üretemiyorsun oluyor (en azından benim böyle oldu). Bebeğin sana ve senin sütüne ihtiyacı var, sen çok istemene rağmen, dünyadaki en kıymetlinin isteklerini karşılayamıyorsun. Başlı başına depresyon sebebi. Bir panik kaplıyor içini. Can havliyle ne duyarsan yapmaya çalışıyorsun, yap ki süt artsın o da bir ihtimal. Kitaplar bir de diyor ki stresten uzak durun. Sütünün azaldığını düşünen bir kadının stresten uzak kalması mümkün mü? Benim o stresten kurtulmam tam bir ayımı aldı o da tüm ümitlerim bittikten sonra.



Sütü arttırmayacağını herkes söylese de o moral bozukluğuyla da kendimi tatlıya vurdum. Sütüm artmadığı gibi kilo da aldığım için aynalara daha bir küstüm. Bol su içmeye başladım, kendime bir şişe aldım. Bir dikişte yarım litre su içiyorum. Bir taraftanda sapıkları gibi ellerim hep gögüslerimde saat başı elleyip duruyorum acaba dolu mu boş mu? Her seferinde boş geliyor. İyice umutsuzluğa düşüyorum. İki haftayı böylece geçirdik, kontroller yapıldı yine kilo alımı düşük. Bende moral daha da bozuldu. Yaşama hevesim kaçtı desem yeri. Sonunda olmayacak bu iş dedim bir süre de böyle gittik. Üç haftanın sonunda bende kafa attı ve bu işe daha sağlam asılmaya karar verdim. Açtım bilgisayarımı ardından da kurtarıcı google ı. Başladım süt arttıran gıdaları aramaya. Okumadığım forum yazı kalmadı desem yeri. Hepsini yazdım bir kenara, şimdi keybettim o kağıdı bir bulabilsem buraya da yazacaktım ama aklımda kalanları yazmaya çalışacağım. Süt arttıranları bulmak yetmedi bir de üstüne süt azaltan gıdalar nelerdir diye okudum. Herşey tastamam başladım uygulamaya. Süt arttıracağım diye sık sık bunları tüketmeye başladım. Ama bunca cabanın sonunda benim bu işten çıkarttığım ders çok çok farklı oldu.




1) Süt azalabildiği gibi artabilir de. Bunu akıldan çıkarmamak, çabalamak lazım. Her kadın için bu elbette geçerli değil. Bazen hormonel bazen genetik olarak süt salgılaması azalıp bir daha artmıyor. Denemenin zararı yok ama sütün azalması dünyanın sonu da değil. Heryer mama ile beslenen bir sürü bebek ile dolu ve hepsi de gayet sağlıklı. Bendeniz bırakın mamayı 40 günlükten itibaren sabah akşam emzirmeleri hariç pirinç unu ve inek sütü ile beslenip kilo sorunum haricinde başkaca hiçbir derdi olmayan biriyim örneğin.(Kocaman bir maşallah)




2) Düzenli beslenme. Aslında benim kendime göre bir düzenim vardı. Sabah kahvaltı ederim bir daha akşam yemeği yerim. Arada hep meyve abur cubur atıştırma. Sütün canına ot tıkayan aslında bu olmuş. Günde sağlam 3 öğün yemezseniz ne yaparsanız yapın bir işe yaramıyor. Öğünlerde sıvı alımı çok çok önemli. Çorba mutlaka, akşam yemeklerinde de salata o kadar önemli. Havuç ve yeşillik süt yaparmış diye okuduğumdan ben yoğunlukla bunlarla yaptım salataları. Sonra da annemelerde böyle yapılıyordu.


3) Sıvı tüketimi. Bol su, süt, meyve suyu, komposto, humana still tea, rezene çayı. Yanlız benim yaptığım gibi bir dikişte yarım litre su içerseniz olan böbreklerinize eziyetten başka bir şey olmuyor. Sıvılar yudum yudum içilecek ki mideden çabuk gitmesin. Yavaş içilen su süt yapıyormuş. Süt süt yaparmış diye hergün bir bardak. Humana still tea hergün 4 bardak, rezene 2 bardak. Meyve suyu bağısakları çalştırsın diye sabah aç karnına kayısı suyu. Komposto incir, kayısı, dut kurusu, ayva karışımı her biri süt arttırırmış diye. Kilo alımını azaltmak için şekersiz. Tadı çok güzel olmasa da evlat hatırına.



4) Her fırsatta dinlenme ve mümkünse uyku. İşi gücü bırakınız uyuyunuz ki prolaktin denen süt hormonu bol salgılansın. En iyi uykuda salgılanırmış kendileri.


5) Süt arttırıcı gıdalar. Listede en az 50 kalem gıda vardı. Hangi birini aklımda tutacağımı bilemediğimden kendi beğendiklerimi seçip yaptım. Şimdi de annem yapıyor bana sağolsun. Benim sütümün ciddi şekilde arttığını hissettiğim şeyler: Yeşil mercimek çorbası, soğan ve bulgur pilavı oldu. Soğan hem yemeklere bol bol hem de çiğ. Soğan kokusu evin geri kalanına da zorla yedirilmezse koku babında rahatsızlık vermesi mümkün. Bundan sonra yazacaklarım yediğim içtiklerim ama süt arttırma etkisi ne kadardır bilemeyeceğim. Yukarıdakilerdeki ciddi artışı bunlarda gözlemledim diyemem. Sütlaç, bunu sadece iki defa yedim. Hergün ceviz. Kaynamış sütte dinlendirilmiş incirler. Hem sütü içip hem de incirleri yedim. Bunu da iki defa yaptım. Balık yemeyi arttırdım. Yer elmasından yemek yapıp yedim. Dereotu arttırmış diye yemek ve salatalara koymaya başladım. Şimdi hurma yemeye başladım. Günde iki tane. Babamız sağolsun beni vitamalt konusunda sattığı için onu deneme fırsatı bulamayacağım. Pratik anne'nin bu konuda çok detaylı yazıları var. Özellikle şu yazı süt arttırma konusuyla ilgili.

Lohusaya hemen tatlı dayarlar aman olabildiğince kaçının derim. Süt arttırmaya zerre kadar etkisi olmadığını tüm uyarılara rağmen üstümde gönüllü olarak deneyip test ettim. Tatlı/helva sütü arttırsaydı ben iki kiloyu bitirdikten sonra (evet yanlış okumuyorsunuz iki kilo hem de onbeş günde falan) coşması lazımdı. Süt zerre kadar artmadı ama benim tartıdaki kilom takriben iki kilo arttı.

6) Sık emzirmek. Tracy ablanın aklına uyup 3-4 saatte bir emzirmeden 2 saatte bir emzirmeye dönmek. Ahmet beylerin uyuduğu arada pompa ile sağmak. Annemlerin yanına gelince tekrar 3 saate döneyim dedim ama evdekilerin "sen üç saat bir şey yemeden duruyor musun?" tepkileri üzerine hala 2-2.5 saatte bir emziriyorum. Arada üç saate çıktığımızda oluyor ama nadir.


Bir de ara ara bebek gezmelerimiz oluyor oralarda sağ olsun teyzeler var biri "uyuturken emzir uyut" diyor. Hadi emzirip uyutuyoruz. Yarım saat sonra uyanıyor hop bir başkası "uyandı ağzı ıslansın emzir" diyor. Ben Tracy abla var, rutin var, very EASY o bu desem kime ne anlatacağım diye hadi yine emziriyorum. Biraz mızmızlanınca "aaa acıktı çocuk emzir" diyenlerin de gönlünü kırmıyorum. Yani bir rutinin canına elbirliğiyle böyle okunur :) Artık eve dönünce tekrar rayına oturtmaya çalışacağız olursa ne ala :) Allahtan gezmeklerimiz öyle çok sık değil ama genelde annemin arkadaşlarına yapıldığı için hepsi yaşça benden epey büyük teyzeler hepsinin ağzında "ben n tane çocuk büyüttüm" lafı. "Sen cahilsin bilmezsin bak şu şöyle olacak" diye lafa girenlere ne diyeyim. "Canım teyzem sen iki/üç çocuk büyütmüşsün hepi topu bildiğin o kadar çocuk, ben bu çocuk için bilmem kaç çocuğu gözlemlenip yazılmış kitaplar okuyup, en az 10-15 tane yaşıtım annenin günlüğünü takip ediyorum, 30-40 yıl öncenin tarzıyla çocuk mu büyütülür" desem alacağım bakışları tahmin ediyorum. Kimseye dert anlatamıyorum bir iki denedim olmadı. Bende düzene uymaya karar verdim. Sinir yapınca süt azalıyor maalesef.



7) Süt azaltabilen gıdalar. Maydanoz ve nane. Naneye bayılmama, maydonozu da süt yapar diye bildiğimden bol tüketir olmuştum. İbrahim Saraçoğlu çıkıp açıklamış sütü azaltırmış diye kestim ikisini de.




8) Bol süt sakin kafada olur felsefesi. Bir gün bırakın bebeğinizi babasına. İki saat bile olsa ayrılın. Gidin temiz hava alın. Evden dışarı atın kendinizi. Boş boş gezin. Süt azalırsa azalsın umrumda değil, az sütüm olması beni kötü anne yapmaz. Ne bebeğime olan sevgim azalır ne de onun bana sevgisi. Gurur meselesi yapmayın. Olmuyorsa olmuyordur deyip atıverin kafadan. Ben o saatten sonra rahat ettim. İç huzurum geri gelince sütte geldi.

Sonuç olarak 4. ay kontolüne götürdüğümüzde gördük ki 10 günde 300 gr almış kuzucuk. Maşallah. Bu ilk üç ay için söylenen ortalama kilo alımı. Şimdi de şükürler olsun kilo alımı iyi gidiyor. 5. ay kontrolünde bir ayda aldığı kilo daha net görülecek ama bir kere sağlık ocağına gidip tarttırdım. Gelişimi iyi çıktı. Bir maşallah daha... Yine de ağız tadı oluşsun diye azardan meyve suyu vermeye başladık annemle beraber. Birer ikişer çay kaşığı gibi başladık. Elma ve armut suyu veriyoruz.

9 Mart 2009 Pazartesi

Bir tuhaf hikaye

Tam 14.5 ay olmuş sinemaya gitmeyeli. En son sinemada seyrettiğim film Beyaz Melekti. Önyargılı gidip helal olsun diyerek çıkmıştım sinemadan. Daha sonra hamileliğimin başlarında uyuklamam devamında sinemanın bebişe gürültülü gelip onu rahatsız edeceğine inanan babası, devamında doğum emzirme geyikleri derken, benim gibi sinema sever bir yıldan uzun süredir sinemaya gidip mısır patlağı kokusunu solumadan takıldı. Bu arada evde çok filmler seyrettik, ben çok ısrar ediyorum diye eve projektör bile getirip film izlettirmişti kocacık ama işte aynı tadı vermiyor ne yaparsan yap. Filmi gidip sinemada seyretmek lazım.

Girizgah biraz uzun oldu ya neyse, benim tuhaf hikayem Edirne'ye gelişimle başladı. Evi bırakıp annemlere göçtük yine. Buraya gelirken aklımda tek şey vardı, Ahmet beyi bakmaya gönüllü bir insan ordusu varken, bol bol sinemaya gideceğim ilk film elbette Brad Pitt -ki dünya ahret bacımdır artık kendileri :P-in oynadığı, Oscarlardan istenen performans ile dönmemesi sebebiyle tercihim Benjamin Button'un Tuhaf hikayesi olacaktı. Oscarda çok ödül toplayan filmlere karşı bir antipatim var Yüzüklerin Efendisi kısmen bunun dışında (bkz. American Beauty ve No Country for Old Men), bunlardan daha saçma filmler elbet seyretmişimdir ama Oscarlı diye gittiğim için beklentimle çelişmeleri daha çoktur. Elin Amerikalısının çok beğendiği film bana uymuyor işte.

Neyse döneyim hikayeme, benim için ilk şok sinemaya daha gelmemiş olmasıydı. Neyse gelişimizin ilk haftasında geleceğini öğrendim. Cuma günü vizyona girecek, biletler günlük satılıyor. Bir gün önceden alamıyorsunuz bileti. Peki dedim. Cuma günü gelecek, geceden uyku tutmadı. (30 yaşında evli barklı çoluk çocuklu bir kadın için garip ama gerçek) Ertesi gün erkenden kalktım, Ahmet beyle uğraşırken aklım çıktı vakit geç oldu diye, saat 11de sinemadaydım. Birazdan açılacak gişe dediler, gişelere yakında masalarda bir sürü insan oturuyor. Dedim herkes benim gibi bu filmi beklermiş iyi ki gelmişim erkenden. İlk sıraya girdim. Hop ikinci şok, film 6 salonlu sinemada 4. salonda yer bulabilmiş kendine. Eh o da tamam derken arkama iki genç kız geldi, dedim bunları da uyku tutmamış erkenden gelmişler filmi izleyecekler, son ve üçüncü şok kızlar Recep İvedik e bilet istediler, onlar isteyince bakayım bir afişlere dedim 1. salonda oynuyor kendileri. İnsanların zevk ve renkleri farklıdır ama bu kadarını da anlamıyorum ben. Hadi sinemada hiç film olmaz, senin vaktin ve paran boldur, gidip kötü de olsa bir film seyredersin ama neredeyse 2009 un en iddalı filmi orada dururken inanamadım şahit olduğum şeye.

Gidin seyredin, ısrarla tavsiye ederim. Ben becerebilirsem gidip bir kere daha seyredeceğim. Çok hoş bir hikayeydi. Bir öykü uyarlaması aslında, okumadığım için nasıl uyarlanmış bilemedim. Yönetmenin diğer filmlerini de zaten çok severek izlemiştim (Panic Room, The Game, Fight Club, ve Seven) bu filmi de çok beğendim. Filmin sonunda boğazımda bir düğüm kaldı. Aslında oturup alğlardım ama gözüm hep telefonumdaydı, Ahmet bey uyanırsa ve acil bir durum olursa diye telefonumu kapatmamıştım, sessizde tutacaktım. Ve son 5 dakikada telefon geldi benim ağlayasım kaçtı tabi aklıma o düşünce.

Filmi çok anlatmıyayım, şu Türkçesini bilemediğim spoiler (www.zargan.com spoyler, yağmacı, bozucu olarak çevirmiş beğendiğinizi seçin alın) olmasın ama yine de okumayın o yüzden bundan sonrasını !!!!! Film genelinde çok olmakla beraber son sahne kafamda hala kazılı duruyor. Benjaminin Daisynin kucağında o küçücük bebek haliyle hayata gözlerini yumması. İlahi düzene, işleyişe de bir kere daha hayran oldum ben, her yaş, her beden ve her ruh hali ne kadar da birbiri ile uyumlu gidiyor.

6 Mart 2009 Cuma

Son numaramız



Gelişim şöyle başladı. Belden aşağısını yukarı kaldırabildiğini fark etti. Sonra kalkan iki tane uzun şey dikkatini çekti ve onları seyretmeye başladı. Ardından elinin onlara kadar uzanabileceğini ve herşeye yaptığı gibi onları da tutabileceğini buldu. Şu anda ayaklar hep havada eller hep ayakları yakalamaya çalışıyor. Altını açarken yapması anneye yardım tabi :) İşin en kötü tarafı bunu uykuya yatması için yatağına bıraktığımda da yapıyor. Böylece kendi kendine uyuma işi biraz riske giriyor. Yüzüstü yatırıyorum bu seferde eller ağzında şapur şupur emdiği için uyumaya direniyor.


Sanıyorum sırada o tutulan ayakların ağıza götürülmesi var.