Anne işte. Bi de üstüne üstlük iş seyehatinde. tam 30 saattir kuzucuğundan uzakta. Çoook uzakta. Tam üç gün iki gece oğlumdan kuzumdan ayrı kalmak çok koydu. Gece gözüme uyku girmedi. Emziriyorum hala süt işi ne olacak diye meraktayım. Dönünce emecek mi beni tekrar? Yaşayıp göreceğiz vat bulursak ta paylaşacağız blog anneleri ile.
Fransanın güneyinde Toulouse denen bir şehre geldik. Tüm gün toplantılar yüzünden daha şehri gündüz gözüyle göremedik ama burası nedense bana Paristen daha sevimli geldi. Güneyde oluşundan sebeb havası daha ılıman. Şehir üniversite öğrencisi kaynıyor. Üniversite öğrencisi dediğin gittiği yeri şenlendirir. O yüzden burası da cıvıl cıvıl bir şehir. Sanırım ilk kez Fransız tarzı denen şeye çok çok yaklaştım. Akşam yemeklerimiz her daim bu tarzda ve benim gibi hızlı ye ve hemen kalk insanı için bir yemeğe iki saat ayırmanın azabını yaşasam da onların bu rahat hallerini görmekten hoşlanıyorum.
Neyse gelelim Hermanna. Aslında okuyorlarsa Şenizim ve Özlemcim kim olduğunu bir kerede tahmin etmiş ve gülümsüyorlardır. Kısaca şöyle desem olacak bürokratik işlerde çalışan için Obama ile, bilgi teknolojilerinde çalışan için Bill Gates ile karşılıklı öğlen yemeği yedim demek ne demekse Hermann ile karşılıklı yemek yemek o demek benim konumda çalışanlar için. Geldiğimiz gece iş arkadaşlarımın fısırdayarak karşıdan gösterdikleri işte bu o dedikleri, bir barda gördüğü öğrencileri ile konuşurken saatlerce ayakta durup yanlarına oturmaması üzerine asla öğrencilerinin seviyesi inmez geyiklerinin yapıldığı, son on senede okuduğum her üç makaleden ikisinde ismi geçen, tez hocamın deyimiyle Almanlara göre bile çok soğuk bir adam Hermann. Ocak gibi çalıştığım yere gelecek. Beni şimdiden almıştı tasası. O adamla aynı havayı solumaya bile cesaret edemem ben diye...
Ama noldu....Öğlen yemeğinde yüz kişilik grubun içinde buldu buldu benim karşımı buldu oturacak. Gelirken bardağım olmadığını görüp bir de bardak getirdi bana. Sonra hiç konuşmadı benimle. Yandakilerle beraber Almancaya geçiş yapıp benim yeni gelin gibi süzülmeme sebep oldu. Hıh dedim. İnsan bir laf atar. Demek tez hocam haklıymış dememe kalmadı. Yandakiler masadan meyve almak için kalkınca "özür dilerim" (Bendeki iç tepki: hönkkk. Ne özürü. Eşekliğin büyüğü bende senle tanışacağım aklımın ucundan geçse Almancayı çoktan yalayıp yutmuştum) "Almanca konuşmak daha kolayıma geliyor daha hızlı konuşuyorum" dedi. Sonra standard muhabbet başladı. Nereden geldin ne çalışıyorsun derken iki üç kelam etme şerefini bahşetti bana. Öyle soğuk bir adam da değilmiş kendileri gayet şakacı olabiliyor arzu ettiğinde. Yine önyargı kurbanı olmuşum.
Bunu yarı şaka yarı ciddi anlattığım iş arkadaşım eee İlknur Hermannla yemek yediniz ne değişti hayatında dedi. Artık iki katı fazla mı makale yazacaksın. Yok dedim. Özgeçmişime koyacağım. Hermannla yemek yedim diye. Hatta benimle üç cümle de konuştu. Hiç ihtiyacım yok artık makale yayınlamaya falan. Bu da kariyer hayatımın dönüm noktası olarak burada yazılı kalsın. Oğlum duy annen Hermannla yemek yedi :))))


4 yorum:
Masallah masallah :))
Ben realde selahattin yemenici ile karşılaşmıştım (bizim zamanımızda tek onun kitabı vardı üniversite sınavı için ve muhteşemdi) eşimin dersane hocasıymış. Çok mutlu olmuştum ben. Bu buluşmayı tahmin dahi edemiyorum:)
Kimdir nedir bilmem ama aslansın bacı:)
Yürü be, kim tutar seni:)))
Uç deli kız!
İlknur'cum süpermiş valla:) Tahmin edebiliyorum heyecanını. Ben de bir keresinde bizim sektörün %75'ine sahip olan (patron adam yani) biriyle toplam 80 metrekarelik bir yemekhanede aynı ortamdan bulunmuştum da, heyecandan nefes almayı unutmuştum bir süre. Üstelik adam bir de "sir"!
Yorum Gönder