Yalnız ve diline yabancı olduğum bir ülkede vakit geçirmenin bana bir faydası olduysa o da yıllardır kitap okumaya ayıramadığım vakti bulmam. Mutlu muyum bu duruma? Hayır, hiç değilim hem de; ama faydalı mı? Evet. Yine de Türkiyeye dönünce vakitsizlikten kitap okuyamadığım zamanlarda, eskiden kurduğum "Allahım şöyle gönlümce bir kitabı okuyamayacak mıyım ben?" cümlesini "Allahım sana şükürler olsun ki kitap okumaya ayıracak vakit bulamıyorum" olarak değiştireceğim.
Neyse kitapları kesintisiz okumayı becerince bir kitabın iyi mi kötü mü olduğunu daha ayırmaya başladım galiba. Mesela Kayıp Sembolden sonra Dan Brown benim için bitmiştir. Bir daha bir kitabını almadan evvel kırk defa düşürüm. Hatta düşünmem büyük ihtmalle almam. 200 sayfada anlatılacak hikayeyi Masonluk reklamı yapacağım diye 500 sayfaya yaymayı başarmış, okuyanı nasıl bayarım acep diye çok uğraşmış ve başarmışta. Kitabın sonuna doğru Robert Langdonın kapalı bir yerde kaldığı ve öleceğini düşündüğü yerde ne olur ölsün de bitsin bu çile diye dualar ettim ama elbette esas oğlanlar romanlarda asla ölmezler di mi?
Bu aralar yazarların çoğunda buna benzer bir yaklaşım görüyorum. Bir kitap yazayım bir sürü satsın paraya para demeyeyim ama bununla da kalmasın. Öyle bir kurgulayayım ki bir de sinema filmi çekilsin oradan da parayı götüreyim. Kayıp sembolün bende yarattığı etki budur işte. Bir şey çok popülerleşti mi kaçacakmışım ondan. Benzer sebeblerle Grange da Kolonideki performansı ile benden vetoyu yemiştir. Bir sonraki kitabı için hala umut vaadetmektedir ama yine de temkinli davranırım.
Neyse son okuduklarımdan hikayesini fena bulmadığım Ölümcül (Michael Palmer) beni başka yönü ile çekti. Kitaptan kısa kısa alıntılayacak olursam;
"Gittikçe küçülen bir dünyada, hızla yayılan salgın hastalıklara karşı yine aynı hızla geliştirilen ilaçlara ne kadar güvenebiliriz? Birbirleriyle etkileşimleri uzun vadede denenmemiş karma aşılar hakkında bildiklerimiz yeterli mi? Aşıların çok az çocukta yan etki yaratıyor olmaları ilaç sanayine ve doktorlara güvenmemizi haklı kılıyor mu?" (Arka kapak)
"Okuduğum bazı makalelerde, çocuklarımıza yaptırdığımız aşıların sayısı arttıkça diyabet, astım, multipl skleroz gibi bağışıklık sistemiyle ilintili hastalıklarda görülen artışın ne kadar korkutucu boyuta geldiğini görüyorum" (sf 119)
"Ancak tıp biliminde tedavinin temeli her zaman risk/getiri oranına dayandırılır. Aşıların bazı çocuklarda şiddetli yan etkiler yarattığı gerçeğini kimse inkar edemez" (sf 194)
"Bilimsel bir süreçte böyle kestirme bir yolu seçmek şu ana kadar bize bir zarar vermiş midir? Aşılanma oranları tırmanışa geçtiğinden beri astım, alejiler ve doğuştan şeker gibi bağışıklık sistemi hastalıklarında ve otizm öğrenme bozuklukları gibi henüz bağışıklık sistemiyle bağlantısının tam anlamıyla tespit edilemediği diğer bazı hastalıklarda ciddi artışlar gözlenmektedir. Arada bir bağlantı var mıdır? Aşılar bazı hallerde vücudun bağışıklık sisteminin gelişmesine engel olabiliyor mu? Bu aşılar üzerinde uzun süreli, çifte körlemesine testler yapılmadığı sürece bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz belki de." (sf 223)
"Peki ya bu aşılar yüzünden civaya maruz kalan milyarlarca çocuğa ne olacak? Peki ya otizm? Felçler, beynin kalıcı hasar alması ve zamansız ölümler? Astım, öğrenme bozuklukları ve hiperaktiviteye ne olacak?" (sf 372)
Bu kitap bir polisiye macera romanı. Yani içinde yazılanları bilimsel referans alacak halim yok ama yukarıda alıntıladığım şeyler gerçekten var olan sorunlar ve kaygılar. Aşıların bir çok hastalığı önlediği bir gerçek fakat bunlarla igili detaylı ve uzun çalışmalar, bağımsız olarak yapılamıyorsa kaybedilen her çocukta büyük bir kayıp değil midir? Hele de bir çok yerde ilaç sanayinin bilimsel araştırmalara kaynak sağladığı düşünülünce ne kadar bağımsız ve tarafsız araştırmalar yapılıyor merak ediyor insan.
Kışın başında domuz gribi aşısı için çok ama çok düşünmüştüm. Daha doğrusu hepimiz düşündük. Bazılarımız yaptırmaya karar verdi, bazılarımız yaptırmamaya. O zaman bu konuda hakkında yazmak istememiştim. Çünkü benim bilgim çok kısıtlı ve yaptığım şey ile başkalarını etkilemek istemiyordum. Aslında bu kararı vermemde ilk sebep aşıya olan güvensizliğimden ziyade Ahmedin bağışıklık sistemine çok müdahale etmemekti. Edirnede olacaktı. Yani kıyasla küçük bir şehirde kısıtlı bir ortamda vaktini geçirecekti. Çok çocuk görmeyecekti. Bünyesinin kuvvetli değilse de yeterli olduğuna inandım hep. Her gıda grubundan dengeli beslendiği için Allah korusun böyle bir hastalığa yakalansa bile başa çıkabileceğini düşündüm. Ondan yaptırmadık. Çok şükür grip bile olmadı ama baharda fena çarpıldı o ayrı :) Nefret etsem de antibiyotik kullanmak zorunda kaldık.
Aşıyı yaptırıp yaptırmama konusunda genel kaygılar civa yönündeydi fakat şimdi düşünüyorum da sanki civa işin en küçük kısmıymış galiba. İçindeki bileşenlerinin uzun süreli olarak deneklerde test edilip sonuçlarının görülmesi daha önemliymiş diye düşünüyorum.
Diğer yandan da özel olduğu için rotavirüs aşısını ihmal eden bir kaç tanıdığımın bebeğinin rota virüsünü kaptıklarını ve çok azaplı bir hafta on gün geçirdiklerini de duyup iyi ki ihmal etmemişiz diye geçirmiştim içimden. Kafa karıştırıcı bir durum, bilgiler yetersiz. Bir yanda çocukken geçirip onu çok hırpalayacak belki kalıcı hasar bırakabilecek hastalıklar riski diğer yanda belirli bir yaştan sonra ortaya çıkacak ömrü billah onunla kalma ihtimali olan astım diyabet gibi hastalıklar riski. Ne zor bazı şeylere karar vermek aslında.
Şimdi düşünüyorum Ahmed doğar doğmaz Hepatit B aşısı yapılmıştı. Bir günlük bebeğin eti ne budu ne. Ya o aşı onda bir yan etki yapsaydı? Bugün Nurturiada okudum, geçen gün de başka bir forumda okumuştum. Yurtdışında doktorlar verem aşısına karşıymışlar. Zararının yararından çok olduğuna inandıkları için yapılmıyormuş. Bizde standart, istemiyorum deme şansınız yok. Devlet peşinize düşüyor neden yaptırmadınız diye? Bilmiyorum gerçekten çocuklarımızın bağışıklık sistemine bu kadar müdahele etmeye gerek var mı? Ahmedte çokta farkında değildim araştırmamıştım. Şimdi biraz okumaya çalışıyorum ve ikinci bir bebeğim olursa Ahmed gibi onu da hevesle hastaneye aşı için götürebilecek miyim merak ediyorum. Paranoyak annenin stres listesine bir de bu eklendi tam oldu.
Neyse kitapları kesintisiz okumayı becerince bir kitabın iyi mi kötü mü olduğunu daha ayırmaya başladım galiba. Mesela Kayıp Sembolden sonra Dan Brown benim için bitmiştir. Bir daha bir kitabını almadan evvel kırk defa düşürüm. Hatta düşünmem büyük ihtmalle almam. 200 sayfada anlatılacak hikayeyi Masonluk reklamı yapacağım diye 500 sayfaya yaymayı başarmış, okuyanı nasıl bayarım acep diye çok uğraşmış ve başarmışta. Kitabın sonuna doğru Robert Langdonın kapalı bir yerde kaldığı ve öleceğini düşündüğü yerde ne olur ölsün de bitsin bu çile diye dualar ettim ama elbette esas oğlanlar romanlarda asla ölmezler di mi?
Bu aralar yazarların çoğunda buna benzer bir yaklaşım görüyorum. Bir kitap yazayım bir sürü satsın paraya para demeyeyim ama bununla da kalmasın. Öyle bir kurgulayayım ki bir de sinema filmi çekilsin oradan da parayı götüreyim. Kayıp sembolün bende yarattığı etki budur işte. Bir şey çok popülerleşti mi kaçacakmışım ondan. Benzer sebeblerle Grange da Kolonideki performansı ile benden vetoyu yemiştir. Bir sonraki kitabı için hala umut vaadetmektedir ama yine de temkinli davranırım.
Neyse son okuduklarımdan hikayesini fena bulmadığım Ölümcül (Michael Palmer) beni başka yönü ile çekti. Kitaptan kısa kısa alıntılayacak olursam;
"Gittikçe küçülen bir dünyada, hızla yayılan salgın hastalıklara karşı yine aynı hızla geliştirilen ilaçlara ne kadar güvenebiliriz? Birbirleriyle etkileşimleri uzun vadede denenmemiş karma aşılar hakkında bildiklerimiz yeterli mi? Aşıların çok az çocukta yan etki yaratıyor olmaları ilaç sanayine ve doktorlara güvenmemizi haklı kılıyor mu?" (Arka kapak)
"Okuduğum bazı makalelerde, çocuklarımıza yaptırdığımız aşıların sayısı arttıkça diyabet, astım, multipl skleroz gibi bağışıklık sistemiyle ilintili hastalıklarda görülen artışın ne kadar korkutucu boyuta geldiğini görüyorum" (sf 119)
"Ancak tıp biliminde tedavinin temeli her zaman risk/getiri oranına dayandırılır. Aşıların bazı çocuklarda şiddetli yan etkiler yarattığı gerçeğini kimse inkar edemez" (sf 194)
"Bilimsel bir süreçte böyle kestirme bir yolu seçmek şu ana kadar bize bir zarar vermiş midir? Aşılanma oranları tırmanışa geçtiğinden beri astım, alejiler ve doğuştan şeker gibi bağışıklık sistemi hastalıklarında ve otizm öğrenme bozuklukları gibi henüz bağışıklık sistemiyle bağlantısının tam anlamıyla tespit edilemediği diğer bazı hastalıklarda ciddi artışlar gözlenmektedir. Arada bir bağlantı var mıdır? Aşılar bazı hallerde vücudun bağışıklık sisteminin gelişmesine engel olabiliyor mu? Bu aşılar üzerinde uzun süreli, çifte körlemesine testler yapılmadığı sürece bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz belki de." (sf 223)
"Peki ya bu aşılar yüzünden civaya maruz kalan milyarlarca çocuğa ne olacak? Peki ya otizm? Felçler, beynin kalıcı hasar alması ve zamansız ölümler? Astım, öğrenme bozuklukları ve hiperaktiviteye ne olacak?" (sf 372)
Bu kitap bir polisiye macera romanı. Yani içinde yazılanları bilimsel referans alacak halim yok ama yukarıda alıntıladığım şeyler gerçekten var olan sorunlar ve kaygılar. Aşıların bir çok hastalığı önlediği bir gerçek fakat bunlarla igili detaylı ve uzun çalışmalar, bağımsız olarak yapılamıyorsa kaybedilen her çocukta büyük bir kayıp değil midir? Hele de bir çok yerde ilaç sanayinin bilimsel araştırmalara kaynak sağladığı düşünülünce ne kadar bağımsız ve tarafsız araştırmalar yapılıyor merak ediyor insan.
Kışın başında domuz gribi aşısı için çok ama çok düşünmüştüm. Daha doğrusu hepimiz düşündük. Bazılarımız yaptırmaya karar verdi, bazılarımız yaptırmamaya. O zaman bu konuda hakkında yazmak istememiştim. Çünkü benim bilgim çok kısıtlı ve yaptığım şey ile başkalarını etkilemek istemiyordum. Aslında bu kararı vermemde ilk sebep aşıya olan güvensizliğimden ziyade Ahmedin bağışıklık sistemine çok müdahale etmemekti. Edirnede olacaktı. Yani kıyasla küçük bir şehirde kısıtlı bir ortamda vaktini geçirecekti. Çok çocuk görmeyecekti. Bünyesinin kuvvetli değilse de yeterli olduğuna inandım hep. Her gıda grubundan dengeli beslendiği için Allah korusun böyle bir hastalığa yakalansa bile başa çıkabileceğini düşündüm. Ondan yaptırmadık. Çok şükür grip bile olmadı ama baharda fena çarpıldı o ayrı :) Nefret etsem de antibiyotik kullanmak zorunda kaldık.
Aşıyı yaptırıp yaptırmama konusunda genel kaygılar civa yönündeydi fakat şimdi düşünüyorum da sanki civa işin en küçük kısmıymış galiba. İçindeki bileşenlerinin uzun süreli olarak deneklerde test edilip sonuçlarının görülmesi daha önemliymiş diye düşünüyorum.
Diğer yandan da özel olduğu için rotavirüs aşısını ihmal eden bir kaç tanıdığımın bebeğinin rota virüsünü kaptıklarını ve çok azaplı bir hafta on gün geçirdiklerini de duyup iyi ki ihmal etmemişiz diye geçirmiştim içimden. Kafa karıştırıcı bir durum, bilgiler yetersiz. Bir yanda çocukken geçirip onu çok hırpalayacak belki kalıcı hasar bırakabilecek hastalıklar riski diğer yanda belirli bir yaştan sonra ortaya çıkacak ömrü billah onunla kalma ihtimali olan astım diyabet gibi hastalıklar riski. Ne zor bazı şeylere karar vermek aslında.
Şimdi düşünüyorum Ahmed doğar doğmaz Hepatit B aşısı yapılmıştı. Bir günlük bebeğin eti ne budu ne. Ya o aşı onda bir yan etki yapsaydı? Bugün Nurturiada okudum, geçen gün de başka bir forumda okumuştum. Yurtdışında doktorlar verem aşısına karşıymışlar. Zararının yararından çok olduğuna inandıkları için yapılmıyormuş. Bizde standart, istemiyorum deme şansınız yok. Devlet peşinize düşüyor neden yaptırmadınız diye? Bilmiyorum gerçekten çocuklarımızın bağışıklık sistemine bu kadar müdahele etmeye gerek var mı? Ahmedte çokta farkında değildim araştırmamıştım. Şimdi biraz okumaya çalışıyorum ve ikinci bir bebeğim olursa Ahmed gibi onu da hevesle hastaneye aşı için götürebilecek miyim merak ediyorum. Paranoyak annenin stres listesine bir de bu eklendi tam oldu.


5 yorum:
terazinin bir kefesine aşının olası yan etkilerini ötekine de aşılanmayıp hastalığa yakalanması durumunda alacağı ilaçları, gelişiminde sekteye uğrayacağı, boy-kilo gelişiminin duracağını koyuyorum ve her aşıyı yaptırıyorum. aşı karşıtı güçlü bir grup var. otizme yolaçtığı henüz kanıtlanmış değil. otisz ilaçları ya da eğitim veren kurumlar da eminim aşıyla otizm arasındaki bağı bulmak için tonla para sayıyorlardır. henüz bunlar kanıtlanmamış olduğu içi ben aşı yanlısı tutumumu koruyorum.
bu arada aşılanmanın artmasıyla dünyaya bebek ve çocuk ölümlerinde nasıl ciddi bir azalma olduğuna da dikkatleri çekmek isterim.
acikcasi ben kendi adima asi karsiti olmak gibi kesin bir tutum takinamam. oyle bir riski goze alamam. Ama Avrupadaki uygulamayi okuyunca turkiyenin bu isi geriden takip etmesi garip geldi bana. Ayni sezeryan akimi gibi herhalde. 80lerde amerikada da pek modaymis onlar birakti bize gecti. Velakin uzerilerinde yeterli calisma yapilmamasi kafa karistirici. Ilac sanayi inanilmaz buyuk bir sanayi. Dunyada insanlar parayi bir silahtan bir ilactan kiriyorlar. Onlarin ustune iki sektor tanimam. Yani karsi arastirmalarin yapilabilmesi buyuk ihtimalle cok guc. Cok buyuk grup bir bilim adaminin boyle bir seye cesaret edecegini sanmiyorum. Anca cok idealistini bulacaksin da falan filan. O da ancak okudugum kitaptaki gibi romanlarda olur.
Olan bana olacak. Bundan sonra Ahmedi her asiya goturdugumde bir sure icim icimi kemirecek. Yaptigim vesvese ile kalacagim.
bak hazır sen de oradayken araştırsana. zamanında fransa'da hepatit B aşısının gereksizliği vs tartışılmış ve bir süre (tam olarak kaç yıldı hatırlamıyorum) çocuklara hepatit b yapılmamış. neticede o dönem boyunca karaciğer hastalıkları tavan yapmış ve aşılanmaya dönüş yapmışlar. tv'de uzmanın biri anlattıydı, ben de şöyle böyle dinlediğimden tam veriler yok elimde. demem o ki aşı yaptırmayalım abicim tamam, ölsün mü çocuklar? hastalıktan kırılısnlar mı?
aslında ilknurcum biz ve bizim çocuklar şansı dönemdeler.Çoğu aşının kar-zarar tablosu ortaya çıkmış durumda.
amerikaya ne kadar kızsakta yapılan çalışmaları düşününce bu kadar dünyaya zulm eden bir devletin nasıl ayakta kaldığının ya da neden ayakta kalabildiğinin cevabı bu olsa gerek diye düşünürüm hep.Sonra zulm olayının başlıca aktörleri devleti elinde tutan yahudiler aslına bakarsan.neyse konu uzun
Ilknurcum o calismalar da babalarinin hayrina yapilmiyor ki. Hersey para ve dunyaya hukmetme mantikli. Tabi insanlik icin faydasi olmuyor mu elbette oluyor ama ne yazikki zarari faydasindan buyuk.
Zamaninda acligi engellemek icin ortaya atilan fikir neydi? Daha verimli tarim yapacaktik daha cok uretim yapacaktik. Sonu ne oldu? Genetigi degistirilmis hormonlu gidalar. Dunyanin acligina care oldu mu olmadi. Aksine simdi bir de bu hormonlu gidalarla buyuyen cocuklarin ileri yaslarindaki potansiyel hastaliklari var. Kasten uretilmis virusler ve kendince bu viruslere care bulma cabalari. Bilim bir taraftan yapiyorken diger taraftan yikiyor. Tam mehter muhabbeti.
Cok yazmiyorum blogta ama arkadas ortamlarinda cok anlatmisimdir. Ben dil isleme calisiyorum (machine translation dedikleri sey). Ozunde ne kadar yarali bir calisma degil mi? ama Amerikada en cok iki dil calisiliyor bir Cince bir Arapca. Arapca ne alaka degil mi? Onun da hikayesi politikmis. Potansiyel dusman araplar ve cinler ve onlarin konusmalarini gizli dinlerken cevirmene gerek kalmamasi. Olayin boyle basladigini ve hala boyle surdugunu duyunca insanin hem Amerikadan hem de kanla beslenen her politik olusumdan midesi bulaniyor.
Yorum Gönder