İki koca yıl, tam 24 aydır (bir kısmına maalesef şahit olamadığım) bana annelik sıfatını veren güzel kuzum. İyi ki doğdun. İyi ki senin annen ben oldum. Hayatımı, hayata bakışımı tümden değiştirdin. Yolun kaderin kısmetin hep açık olsun. O gülen gözlerin hiç ama hiç solmasın.
27 Ekim 2010 Çarşamba
İki
25 Ekim itibarıyla iki yaşında bir bücür annesi oldum. İlk doğumgünü maalesef hatırlamak bile istemediğimiz bir sürü olayla geçen kuzuma bu sefer gönlümce bir doğumgünü yapmak kısmet oldu. Küçücük, aile içi çok güzel bir parti yaptık. Çok hoşuna giden balonlarla süsledik bütün evi. Çok sevdiği mum üfleme işini iki defa yaptık. Bol bol şaşırdı, çok çok eğlendi. Onun keyfini gördükçe biz de çok eğlendik.
7 Ekim 2010 Perşembe
4 Ekim 2010 Pazartesi
Hayvan sevgisi ama nereye kadar?
Bende günlük yaşantımı ciddi anlamda etkileyen bir hayvan fobisi var. Çok ama çok korkuyorum hayvanlardan. Hem de hepsinden. Ne zaman köpek görsem yolumu değiştiririm. Yanından geçmek zorunda kalıyorsam ecel terleri dökerim o kadar.
Diğer yandan hayvan sever miyim? Sonuna kadar. Şimdiye kadar zarar verdiğim hayvanlar sadece sivrisineklerdir sanırım. Hayvan belgeselleri delisiyimdir falan ama teorideki sevgi, pratikte bir işe yaramıyor vesselam.
Sonuç olarak bizim kuzu benim gibi olmasındı tüm istediğim. Becerebildiğim kadar hayvanlarla haşır neşir olsun diye uğraşırım. O da hayvanları pek sever. Sitemizin ufak havuzunda üç ördek var. Her akşam onları besleriz. Kendilerine her market alışverişinde hususi kraker alınır. Çünkü bizim ördekler ekmeği sevmezler. Kuzusu onlara "bıhbıh" der. Bir bıhlara kraker atar, bir kendi yer. Hatta bir keresinde çok yakına gelmişler, oğlanın elinden almaya çalışırken göstermesine bakılırsa parmağını kapmışlar :) Sevgi ilgi tüm hayvanlar için geçerli aslında ama geçen hafta başımıza öyle bir iş geldi ki sanırım bir daha Ahmed beyler hayvanlara çok yaklaşamayacaklar benim yüzümden.
Sultanahmete götürdük onu. Daha meydana yeni adım atmıştık ki bir büfenin yanında kediler. Ben acayip iştahla "Ahmed bak miyam var burada" dedim. Kuzum sevindi. Yaklaştı yanına bakmaya başladı. Kedi Ahmede Ahmed kediye derken, hiç bir şeyde yokken, aniden kedi olduğu yerden sıçrayıp Ahmedi tırmaladı. Evladımın çığlığı hala kulaklarımda. Eline baktık hemen. Çok ince bir çizik var. Biri kolonyalı mendil verdi, ben çiziği sıktım. Biraz kan çıktı. Temizledik ettik ama benim dünyam yıkıldı. Hemen kuduz aşısı yapılacak diye düşündüm. Çocuk doktoru diye hemen kayınpederi aradık. Kedi ısırmadıysa sadece tırmaladıysa temizleyin aşıya gerek yok dedi. İçim biraz rahatladı ama yine de kurt kemiriyor içimi.
İki gün sonra dayanamadım sağlık ocağına götürdüm. Götürürken apartmandan bir amca bizi bıraktı. Kedi tırmığı deyince önce bir güldü sonra başladı azarlamaya. "Bunun için doktora gidilir mi? Başkasının sırasını gasp edeceksin, doktorun vaktini çalacaksın. Bizim zamanımızda götürenle dalga geçerlerdi" diye. Üstüne de nasihat etti. Biraz mikroplara açık yetiştirmeliymişim oğlanı :)
Gittik doktora. Dedim üç gün önce ısırdı. Bu sefer doktordan işittim azarı (O gün benim ayar günümmüş sanırım). "E pek erken gelmişsiniz" dedi doktor da. Durun dedim anlatayım neden gelmedim. Kayınpederin anlattıklarını duyunca bu sefer yumuşadı doktor. Kendinden detaylı bilgi alabildik. Kedi tırmalamasında (büyük ihtimalle köpek için de geçerlidir) iki risk varmış. Biri tetanoz, diğeri kuduz (düşman başına).
Yaşı gereği Ahmed bütün aşıları olduğu için tetanoza gerek yokmuş. Koruyuculuğu devam ediyormuş. Kuduz içinse yaraya baktı. Çok yüzeysel dedi. Kedilerde kuduz çok nadirdir ve ısırma ile risk artar dedi. Yine de yara derin olsa, tırmalamadan önce patisini yalamış olması riskini gözden kaçırmayacaktık. Sonuç olarak iki doktor görüşü, türlü internet makalesi okuması sonucu biraz içim rahat etti (İçim rahat etti dediğime bakmayın, okurken kedi tırmığı hastalığı diye bir hastalık bile buldum, oğlanda belirtilerini aradım bir süre).
Doktorumuz ayrıca kuduz aşısının sağlık ocaklarında yapılmadığını, sadece belirli merkezlerde yapıldığını söyledi. Bize yakın olarak önerdiği yer Hasekiydi.
Bu olaydan bir hafta sonra Ahmedim grip oldu. Dannn.. Bu adını bile anmak istemediğim o hastalığın ilk belirtisi üst solunum yolları rahatsızlıkları. Benim içimin rahatlığı kayboldu gitti. Koştuk hemen doktora. Dayanamadım yine sordum. Elinde yaranın izi zar zor görünüyordu. o sırada. Doktor yine aynı şeyi söyledi. Bu kadar yüzeysel sıyrık yapmaz.
İçimiz tamamen rahatlasın diye bir de gittik kediyi bulduk. On gün sonra. Çok şükür yaşıyor. Sapasağlam.
Ahmed beyler için hayvan sevgisi bir süre anne engeline takılacak maalesef. Ne zamanki tüm hayvanların aşılı olduğunu bileceğim o zaman haşır neşir olmak serbest.
16 Eylül 2010 Perşembe
Aktivite Maduru bir Annenin Hazin Öyküsü
8 aydır ben kavun karpuz niyetine yatıyorum ya çocuksuz çocuksuz. Sandım ki oldum. Olmak bir yana iyice hamlamışım bunu çok acı şekilde öğretiyor Ahmed beyler. Türkiyeye dönmeme yakın bende bir heyecan vardı. Ahmed beylerin kendi kendine yemek yemeyi öğrenmesi, tuvalet eğitiminin verilmesinin başı çektiği onlarca proce ile geldim. Nasıl azimliyim nasıl idealistim kendim bile inanamıyorum :) Oğlan iki yaşına geldi ya, söz anlıyor artık ya. Ben söyleyeceğim o yapacak ben de süper anne olarak gezeceğim ortalıkta. "Valla şekerim bir haftada tuvalet eğitimini hallettik". "Yok yok çorbasını damla dökmeden kendi içer bizimki" diye cümleler kuracağım diye hayaller kuruyorum bir taraftan da. Ne diyeyim Allah insana önce akıl fikir versin. Cahil cesarati dedikleri şey gelmiş bana. El kadar bebekten neler beklemişim haberim yok.
Sonuç, tuvalet eğitimi fos. Daha doğrusu ben her yerde okur dururdum. Çiş eğitimi kolay oluyor da kaka daha zor. Onu kendinden parça sandıkları için yapmazlar falan diye. Külli yalanmış. Oğlan gayet güzel yapıyor kakasını ama çiş diyerek. Gelgelelim çişini lazımlığa denk getirdiğimiz sayılı. Ya kontrol edemiyor ya da etmek istemiyor. Pek anlamadım. Tamam dedim razı oldum. Canı sadece kakasını yapmak istiyorsa eyvallah.
E hadi yemek yeme meselesini çözelim dedim bu sefer. Çatal kullanımı süper. Onda problem yok ama iş kaşığa geldi mi ortalık karışıyor. Kaşığı da çatal gibi dikine ağzına sokmaya çalışınca vermeye çalıştığım sıvı doğruca üst başa. Hadi vazgeçeyim erken diyeyim desem, girmişiz bir yola dönüşü yok. Ben kaşığı bir iki eline verdim ya, velet artık benim hiçbir şekilde yedirmeme izin vermiyor. Hemen tepkisini koyuyor. El Tarzan misali gögsüne vurularak "Ame, Ame" diye bağırılıyor. Meali "Ahmed yapacak". Ne yapsak ne etsek derken, sanırım Nurturiada okudum. Mercimek-fasulye aktivitesi kaşık tutmalarına yardımcı oluyor. Egzersiz oluyor diye. Koştum aldım bir kilo mercimek. Plan şu; iki kap alacağız. Ben birine mercimekleri koyacağım. Doldur çocuğum diyeceğim o da diğerine dolduracak. Alkiş yapacağız. Ben evladımın muhteşemliği ile gurur duyacağım.
Sonuç mu ne oldu? Ben sustum resimler konuşsun...
Bundan sonra daha da çozuttu ki onların resmini çekemedim konu mankeni olduğum için. Mavi kap en son benim kafama geçirilmiş, mercimekler avuç avuç kafamdan aşağı dökülüyordu.
Dip Not: Nehir güzel melek, Elveda. Senin için iki satır yazı yazmak istedim. Yazmadım elim gitmedi. Sana veda için gelmek istedim. Kendi dünyevi meselelerim yüzünden gelemedim. Senin şu anda dünyada olduğundan kat kat iyi bir yerde olduğundan zerrece şüphem olmadığından, bütün dualarım annene-babana, Allah onlara sonsuz dayanma gücü versin, sana tekrar kavuşacakları güne kadar.
17 Ağustos 2010 Salı
Kısa kısa
Döndüm stop.
Maceralı bir dönüş oldu yine stop.
Böcüğümle aşk yaşıyoruz stop.
Yazacak çok şey var belki ama çok önemsiz görünüyor kuzucukla vakit geçirmek dururken stop.
Havalar sıcak ondan da bilgisayar başına oturasım yok bi daha stop.
Allah bozmasın çok mutluyuz (masallah) son stop :P
Geyik bir yana, geldim geleli, oğlumu gördüm göreli, deliler gibi pişmanım ayrı geçirdiğimiz her güne. Hala o günler aklıma geldikçe içim eziliyor. O zaman ne kadar doğru görünmüştü kararım ama buradan öyle durmuyor işte. Psikopat anneye bağladım. Babasına bile oğlumu emanet etmeye korkuyorum. Nasıl tekrar çalışmaya başlarım hiçbir fikrim yok. Bu aralar çok umrumda da değil. Biraz kopan bağları tamir etme zamanı şimdi. Kuzucuğum bir yandan şaşkın diğer yandan korkak. Yine onu bırakıp gideceğiz sanıyor sanırım. Kısa günde onbin defa anne-baba diyor. Beni ya da babasını asla gözden kaybetmek istemiyor. Onun haricinde hiçbir davranışında bir sorun yok. Tek tük konuşmaya çalışması var ki yemelikten öte olmuş. İlk günler anneanne diye sayıkladı sürekli. Üçüncü günün sonunda anneanneyi sattı (çok üzgünüm anne :P ), şimdi sadece benden yüz bulamazsa söylüyor.
Neyse artık bılogumuza döneriz sanıyorum. Böcük beyin maceraları çok çok olmasına ama onu gözlerimle seyretmek dururken ne resim çekmek geliyor aklıma ne de videoya kaydetmek. Biraz da vakitsizlik var, babanne ve dedesi Ahmed ile tanışmaya geldiler. Günler harala gürele geçip gidiyor şimdilik.
Bu ayrılık meselesi ile ilgili son sözüm: Allah hiç kimseyi evladıyla, ayrılığıyla, hastalığıyla, derdiyle sınamasın. Bu konuyu bir daha ne düşünmek ne de yazmak istiyorum. Başına benzer bir şey gelen birilerine destek vermek maksadı haricinde. İnşallah ta böyle biri çıkmaz.
Artık cıvıl cıvıl yazılar yazarım inşallah. Benim bile içim karardı yazdıklarımla, okuyanlar epeydir bayılmıştı zaten. Açılışı kardeş eğlendirme procesinin bir ayağından kara dul resmim ile yaptım gitti :P
Maceralı bir dönüş oldu yine stop.
Böcüğümle aşk yaşıyoruz stop.
Yazacak çok şey var belki ama çok önemsiz görünüyor kuzucukla vakit geçirmek dururken stop.
Havalar sıcak ondan da bilgisayar başına oturasım yok bi daha stop.
Allah bozmasın çok mutluyuz (masallah) son stop :P
Geyik bir yana, geldim geleli, oğlumu gördüm göreli, deliler gibi pişmanım ayrı geçirdiğimiz her güne. Hala o günler aklıma geldikçe içim eziliyor. O zaman ne kadar doğru görünmüştü kararım ama buradan öyle durmuyor işte. Psikopat anneye bağladım. Babasına bile oğlumu emanet etmeye korkuyorum. Nasıl tekrar çalışmaya başlarım hiçbir fikrim yok. Bu aralar çok umrumda da değil. Biraz kopan bağları tamir etme zamanı şimdi. Kuzucuğum bir yandan şaşkın diğer yandan korkak. Yine onu bırakıp gideceğiz sanıyor sanırım. Kısa günde onbin defa anne-baba diyor. Beni ya da babasını asla gözden kaybetmek istemiyor. Onun haricinde hiçbir davranışında bir sorun yok. Tek tük konuşmaya çalışması var ki yemelikten öte olmuş. İlk günler anneanne diye sayıkladı sürekli. Üçüncü günün sonunda anneanneyi sattı (çok üzgünüm anne :P ), şimdi sadece benden yüz bulamazsa söylüyor.
Neyse artık bılogumuza döneriz sanıyorum. Böcük beyin maceraları çok çok olmasına ama onu gözlerimle seyretmek dururken ne resim çekmek geliyor aklıma ne de videoya kaydetmek. Biraz da vakitsizlik var, babanne ve dedesi Ahmed ile tanışmaya geldiler. Günler harala gürele geçip gidiyor şimdilik.
Bu ayrılık meselesi ile ilgili son sözüm: Allah hiç kimseyi evladıyla, ayrılığıyla, hastalığıyla, derdiyle sınamasın. Bu konuyu bir daha ne düşünmek ne de yazmak istiyorum. Başına benzer bir şey gelen birilerine destek vermek maksadı haricinde. İnşallah ta böyle biri çıkmaz.
Artık cıvıl cıvıl yazılar yazarım inşallah. Benim bile içim karardı yazdıklarımla, okuyanlar epeydir bayılmıştı zaten. Açılışı kardeş eğlendirme procesinin bir ayağından kara dul resmim ile yaptım gitti :P
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

