Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

16 Kasım 2011 Çarşamba

Tık tık tık !!! Orda kimse var mı?

5 ay olmuş dile kolay. Satır yazamamışım. Vakit yetmiyor diyeceğim ama koskoca cumhurbaşkanının bile twitter hesabı var ve orada yazışıbiliyorsa diyorum benim de vaktim yetmeli.

  • Hepi topu tek çocuğum var.
  • İşim haftanın beş günü ama mesaim 8-5. Cumartesileri çalışmıyorum.
  • Evimiz işe servis ile 30 dakika uzaklıkta. 
  • Oğlan işyerinin kreşinde olduğundan onu ekstra getirip götürme derdi yok.
  • Sabah erken kalkıp kahvaltı hazırlama telaşem yok. Oğlan kreşte, biz işte yapıyoruz.
  • Öğlen yemeği sağlam yediğimizden akşam kahvaltılık tarzı aperatif şeyler yiyiyoruz, yemek hazırlama derdi haftasonundan haftasonuna.
  •  Koca Allah razı olsun, her işe yardım eder. Oğlan desen eteğime yapışmaz.
  • Hiçbir Türk dizisini seyretmiyorum, uzunlukları yüzünden. (Geçen hafta bir Behzat Çyi izledim baştan sonra.) Seyrettiğim yabancı dizi sayısı hepi topu üç.
  • AVMlere nadir giderim. Haftada bir iki markete belki.
  • twitter hesabım yok, facebooka ayda yılda bir bakıp çıkıyorum. Sadece nurturia hesabım var kullandığım. Onda da ne doğru düzgün güncelleme yazabiliyorum, ne başkalarına yorum. Okuyup okuyup çıkıyorum. 
  • Film en son dün gece aralarda bir sürü uyuyarak seyrettim. Ondan önce seyrettiğim son filmi hatırlamıyorum. 
E peki ben bu vakti nerede tüketiyorum? Neden
  • Bloga anı yazmayı bırak, hiö kimsenin blogunu doğru düzgün okuyamıyorum bile.
  • Ayaklarımı uzatıp adam akıllı bir filmi baştan sonra seyredemiyorum. Sinema!! Pardon o ne ki?
  • Son 5 aydır tek bir kitabı okumayı bile bitiremedim.
  • Her şey bir tarafa, e hayat böyle mi akıp gidecek. 
Keşke yapmadıklarım, yapamadıklarım bunlarla sınırlı kalsa. Daha neler neler var da bunlar bugünlerde en tavan yapmışları. Hele de son şık!!! Ben nerde hata yapıyorum ? Haftasonundan haftasonuna temizlik ve ütü. Arkadaşlarla bir kaç saat görüşme. 3 yaşında bir böcük, insanın bu kadar vaktini alır mı? Bu gidişe bir dur demem lazım.  Bebekler rutini sever diye diye kendimizi de bir rutine bağlamışız ama mayası rutinle tutulmamış bünyelere alerji yapıyor bu rutin hayat akışı. Aman yanlış anlaşılmasın hayatımdan şikayetim yok. Derdim kendimle. Bir şekilde ben zamanı yiyiyorum ama nerede olduğunu bulamıyorum. Yoksa yukarıdaki maddelere bakıp isyan ediyormuşum gibi anlaşılmasın. Hepsinden gayet memnunum da işte biraz daha fazlasını istiyorum :) 

26 Mayıs 2011 Perşembe

Meslek erbabı

Daha önce de bahsetmiştim galiba. Ahmedin bu ara gözlem ve taklit olayı tavan yaptı. Bizim işe gidiyoruz dememizden mi bilmiyorum ne zaman ne yapıyorsun diye sorsak iş diye cevap veriyor. Etrafta insanları gözlemleyip her işi yapanın yerine koyuyor kendini. İlk evimize süt getiren amca ile başladı. Ahmed sürekli süt satar oldu. Sonra karpuz satarken birden derece yükseltti doktor oldu :) (Son doktor muayenesindeki doktor hanımın sıcak ilgisi ve alakasıdır sebep) Doktor Ahmed diye çağırılmaktan çok keyif alıyordu. Geçen günlerin birinde pideciye gittik. Fırını epey bir inceledi. Eve gelince büyük bir tahta spatulayı kaptı fırıncı küreği yaptı kendine, bize bol bol pide lahmacun yedirdi derken dün akşam salona gittiğimde aşağıdaki manzarayla karşılaştım. Karı koca birbirimize bakakaldık. Kendi kendine akıl etmiş bunu.











Untitled from ilknur durgar on Vimeo.










11 Mayıs 2011 Çarşamba

Haftasonu gezginleri

Bahar geldi mi gelecek mi diye beklemekten yorulduk ailecek. Kışın tek alternatifi neferet etsem de alışveriş merkezleriydi derken sonunda dayanamadık. Yağmursuz rüzgarsız bulduğumuz ilk haftasonunu Ahmedi eğlendirmeye adadık. Denk geldi babası havacılıkla ilgili bir fuara davetliydi. Uçak delisi bir oğlanı götürmeden olmaz diyip takıldık peşine. Kısmetimize fuar havalimanın içinde bir aprondaydı. (Hayır deve yoktu :P). Uçakların kalkış pisti neredeyse dibimizdeydi. Oğlan çoştu çoştu. Gözünün önünde havalanan uçakları görünce zapt etmek biraz zor oldu ama.

"Amed uçak binn"


"Olmaz annecim şimdi binemeyiz"


"Anne accık binnnn"


(Uçak pistine doğru hamle yapma çabaları son gaz sürerken durumun azla çokla ilgisi olmadığını nasıl anlatırsın)

"Annem bir gün uçağa bineceğiz. Ama önce bilet almamız lazım. Valizlerimizi toplamamız lazım. Şimdi binmeye çalışırsak pilot bize kızabilir" (Dilimi eşek arıları sokaydı da kızabilir demeseydim)


"Amed uçak bin. Piyot kıjabiyi" (Aşağı yukarı onbin defa tekrarladı bunu gün içinde)


"Yok annecim biletimiz alırsak neden kızsın. Şimdi binmeye çalışırsak diye dedim"


(Ahmedi kesti mi bu söylediklerim hayır elbette. Taktı kafaya piyot kıjabiyi)




Sonrası daha iyiydi. İçeride bir sürü uçak parçası gördü. Uçakların acil inişinde kullanılan kaydırağa benzer aletten kaymak istemesi, uçak motorunun pervanelerine elini sokması haricinde. THY sağolsun. Küçüğüme koca bir çanta hediye verdiler. Hediye delisi oğlan hepsini sahiplendi. Kaleme bile el sürdürmedi. Hepsi Ahmedin hediyesiymiş. İçinden minik bir uçak ve uçak resmi olan çerçeve çıktı. O gün bütün günü o uçağı uçurarak gece de resim çerçevesine sarılarak yattı. Öncesinde de TAIden bir şapka kaptı :) Şapkayı da tüm gün kafadan çıkarmadı.



Fuar çıkışı oraya mı gitsek buraya mı gitsek derken babanın aklına hastası olduğu eminönü geldi. Ahmedin ilk gidişi değil ama her gittiğinde daha bir farkında oluyor. Daha keyifli oluyor. Karaköyde arabayı bırakıp yürüdük. Beyzade arabada uyumayı retettiği için pusetinde sızdı kaldı. Ben köprüdeki balıkçıları göremedi diye yandım ama boşunaymış. Dönüş yolunda hepsini tek tek teftiş etti kendileri.

Mısır bizim oğlanın takriben 9 aylıktan beri favori yiyeceği. (Öyle bir videosu var. Babasının elinde koçanı kapıp boş koçanın suyunu emmişti o haliyle) Bir yerde mısırcı görmeye görsün. Allem eder kallem eder yiyeceği yemeği yemez, mısır yesin diye. Dayanamam alırım her seferinde. Bu sefer gıdacı teyze uyardı GDOlu mısır mı yediriyorsunuz çocuğa diye. Öyle ama nasıl başa çıkmalı bilmiyorum. GDOsuz mısır var mı acaba?


Mısır çarşısı ayrı bir alem geçti. Tatlı seven çocuğun mısır çarşısındaki hali darı ambarına düşen tavuktan az hallice tabi. Tatlıları Ahmedten ayırmak havuz problemine döndü.

Dönüş yolu en keyiflisiydi. Balık tutanların yanında geçti. Bütün kovaları tek tek teftiş etti. Bir bey tam o sırada üç balık yakalamış. Birini Ahmede verdi kovaya atsın diye. Ben hemen korkacak diye atladım ama bir şey olmaz diye geri püskürttüler beni. Ve beni şaşkına çevirir şekilde balığı hiç korkmadan kovaya attı kuzu. Oradakilerin dediğine göre balık kokusunu içine çekmiş bir kere. Sağlam balıkçı olacakmış oğlan. Ne diyeyim kısmet.




Bahar gelsin İstanbulun tarihi yerlerine çıkartmalarımız devam etsin.

21 Nisan 2011 Perşembe

Onun bisikleti var güzel mi güzel :P

Untitled from ilknur durgar on Vimeo.

Havalar düzelsin. Tekrar bisiklete binebilsin diye sayıklıyor. Bugün dedesi dayanamamış sayıklamalara. 10-15 dakika da olsa binebilmiş. Video ilk dışarı denememizden. Biraz acemice kullanıyordu o gün ama artık ayaklarını yerden kaldırıp geziyor sıpa.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Günler günlerin ardından

seni unutmak mecburiyetindeyim diyor Mazhar Alanson... Ben de blogumu unuttum gitti. Unutmak değil ya vakitsizlik diyelim. Günler hızla ama öyle bir hızla akmaya başladı ki artık. Hafta içi Ahmede ayrılabilen vakit 3 bilemedin 4 saat. Haftasonları tam zaman ama boştaki bütün zamanlar Ahmedin. Onun için saniyesini bile çalasım yok ondan. Zaten bilgisayarı açıp başına oturup yazı yazabilmeyi geçtim iki dakika maillerime bile bakmaya müsade etmiyor evin yeni teftiş memuru. Ondan açmaya yeltenmiyorum bile. Televizyon desen aynı. Eskaza ailece ucundan kenarından seyredilecek bir şey bulmaya görelim. Çat diye düğmesine basıp kapatıyor sayın teftiş memuru. İlgi ondan asla başka bir yere odaklanmayacak. Ondan televizyonu da çıkarttık hayatımızdan.


Yine de tek bir fırsat (bkz. İşyerinde kocayı beklerken) da hemen elim bloga gitti. Biraz not tutmalı yine. Yoksa uçup gidiyorlar aklımdan.


Ahmed hergün yeni bir şey öğrendiğinden hepsini yazmak mümkün değil. Aklımda kalan belli başlılarını yazayım.


* Tuvalet eğitimi alıyor. Yaklaşık iki aydır :) Bol kazalı, gece hala bezli olarak devam ediyoruz. Bazen bir iki gün süper gidiyor her şey. Tamam diyorum oldu. Sonra hoop yine başa sarıyoruz. Geceye hala cesaret edemiyorum. Gündüzü halledemedik ki. (Kıymetli uykumu bölmeye cesaret edemiyorum desem daha doğru olacak ya.) Hiç bir kaynağa bakmadım bu sefer annemin geleneksel yöntemiyle gittik. Üstüne kendimden doğaçlama yaptım. Velakin eğittik mi eğitmedik mi bilmiyorum. Tek bildiğim bez masraflarımızda ciddi düşüş, elektrik, su, deterjan masraflarımızda biraz artış var :P (Bir başarısızlık hikayesi olarak tez elden yazılmalı.)


* Çılgın bir bisiklet sürücüsü oldu. Denge bisikleti konusunda kafam çok karışıktı. Alalım mı almayalım mı derken Fransaya son gidişimde Türkiyedeki fiyatından bile ucuza görünce almıştım. Tüm kış evin içinde gezdi onunla. Bahar geldiğinde artık yollara çıkmaya hazırdı :) Bir de pedalsız olduğundan düşme olayı daha çok olur diye kask almıştık. Forsuna fors kattı.


Hiç düşmedi şimdiye kadar gayet kontrollü ve başarılı gidiyor. Etrafta bisikletin ne güzelmiş diyen biri olursa ann ann diye sesler çıkartarak daha da hızla gitmeye çalışıyor. Bir notu düşmeden olmaz. Baba nefret etmişti bisikletten. İlk fırsatta pedallı bir bisiklet alacaktı. Dışarı denemelerimizde bizimkinin kendi başına oraya buraya gidişini ve hepsinden önemlisi gayet hızlı gidişini gördükçe bisikleti sevdi çok şükür. Ailecek kaplumbağa yürüş hızından kurtulduk. Artık biz karı-koca el ele kol kola gezerken Ahmed beyler rüzgara kafa tutuyor :P

* Tam bak şu konuşana moduna girdi. Ailecek hastasıyız. Konuşma çabaları düz mantık yaklaşımları. Bazen bu dönem hiç bitmese diye garip istekler geçiyor içimden. Bizi ara ara güldüren diyalogları var.

Anne: Yaz gelecek yakında.


Ahmed: Nerden ?


------------------------


(Doktorculuk oynarken)


Anne: Doktor Ahmed


Ahmed: naem (efendimin arapçası)


Anne: Ah doktor bey robotum hastalandı ne verelim


Ahmed: kukute (çikolata)


-----------------------------------------



Anne: Ahmed bak ahtopot, bak uyuyor.


Ahmed: Uyaaaann


Anne: Olur mu annecim. Uyusun dinlensin.


Ahmed: Süttt


Anne: Evet annecim sutunu icmis de uyumus


----------------------------------------



Parktaki kadın: Bezliyor musun hala?


Zeynep Abla(bakıcımız): Evet bezliyorum. (Kendince nazar deymesin diye yalan söylemiş.)


Ahmed:(Kumda oynarken muhabbete kulak kesilen şahıs) Bez yok teyze, bez yok, bez sık. Kulot var.


Zeynep abla renkten renge girmiş sayesinde:)