Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Negatif konuşma benlen buz gibi soğurum senden - Bölüm 2

Artık çiçeği burnunda bir hamilesin. Tebrikler ama vücudunuzun hormonal olarak yaptığı hazırlıkların yanında bir de etrafın yaptığı psikolojik hazırlık(!)lara hazır mısınız? bakalım dönemine hoş geldim.

Yeni hamile ile nasıl konuşulmaz ?

Bu dönemde başa çıkılması gereken sorular, yorumlar, eleştiriler evlilik döneminden biraz daha karmaşık ve zorlayıcıydı benim için. Hamileliğim biraz ilerlemeden etrafta çok insanla paylaşmadığım için ilk haftalar "mahalle baskısı" yaşamadım ama doktorlardan bol bol çektim desem yalan olmaz. Bu dönemde beş farklı doktorum oldu. Son ikisi hariç hepsinden bir nevi negatif yaklaşımları yüzünden ayrıldık.

İlk doktorumuz hakkını asla yemem işini çok çok iyi yapan bir hanımdı fakat müşteri ilişkileri sıfır. İnsan hamilelik, doğum gibi konular olunca nezle şikayetiyle gelmiş muamelesi görmek istemiyor tabi. Hamileliğin başında kan değerlerimde düşük başlama arkasından yavaş artma gibi bir sorun oldu. Doktor sağolsun yüzyüze görüşmemizi bile beklemeden dan diye telefonda bebeğin gelişimi için çokta ümitli olmadığını ima etti bana. Tamam doktorumdu en nihayetinde, beni gereksiz ümitlendirmesi gerekmiyordu, bir arkadaş gibi moral vermesini falan da beklemiyordum ama telefonda söylemeye ne gerek vardı.

Ben bebeğe sevinme ile onu kaybetme korkusu arasında döneşirken 14. haftada bir kanamayla yüzyüze geldik. Doktorumuz tatilde diye başka bir doktora gittik. Çok şükür kalbi atıyordu ama doktor bombayı patlattı. "Verdiğim ilaçlar seni biraz rahatlatır ama bebek gidecekse gidecek durdurmak için hiçbir şey yapamayız" deyiverdi. "Bebekler kendi kararlarını kendileri veriyorlar" dedi. Bir süre dinlen, gerekirse serkalaj olmazsa doğuma kadar hastanede yatış. Eve dönüp dua etmekten ve ağlamaktan başka bir şey yapmadım iki hafta. Bir kaç gün içerisinde telefon çaldı. Yattığımı söylediğimde hoop şahane bir cevapla karşılaştım. "Sakın çok yatma, yatınca kordon yağlanıyormuş, bebeğe yeterli kan taşınmadığı için bebek riske giriyormuş." Buyur buradan yak, İlknur. Daha doğrusu nereden istersen oradan yak. Kem küm ama doktor.. yat dedi.. dememe kalmadan hemde. Bebek gidecek diye yatıyorum. Yatıyorum diye bebeği kaybedebileceğimi söyleyen bir ses. (Kendisi de sonradan söylediğine üzülmüş, bu konuşmadan beş dakika sonra geri arayıp sen doktorunun sözünü dinle dedi)

Kanama sadece bir gün oldu ve bir daha tekrarlanmadı. Son görüşmemizde doktorum 4. ayın sonunda aldığım üç kiloya kafayı takınca taşan bardak doldu ve ayrıldık. Biz biraz pozitif doktor arıyoruz hala. Hem de farklı bir görüş olsun. 19. haftada tanındık bildik bir doktora gittik. Televizyonda konuştukları mantıklı geliyor çünkü. Normal doğum istiyorum dedim. Bekliyorum ki televizyonda söylediklerini söylesin. Evet tabiki aksi düşünülemez desin. Doktorun yüz ifadesini unutmam mümkün değil. Sanki doktora ben doğumu Marsta yapmayı düşünüyorum gelir misiniz diye sormuşum gibi baktı ve hayretle "Neden?" diye sordu. (Bir kısa devre daha) Ben sezeryanı tercih ediyorum diye başladı ve nutuğuna devam etti. Beni ikna edemeyince doğum yaklaşınca konuşuruz bunları dedi. Muayenede bir önceki doktorumun abarttığı gibi bir şey olmadığını, plesantanın ilk aylarda aşağıda olması yüzünden hamilelerin çoğunun ufak kanamalar geçirebileceğini, artık plesantanın yukarı çıktığını bir risk olmadığını söyleyerek bizi rahatlatsa da, onunla da ilk ve son muayene hikayemiz böyle bitti.

Allah halime acımış olacak ki bundan sonraki doktorum dünya tatlısı çıktı. Normal doğum istiyorum. Hay hay. Biraz kaçırdım kiloyu bu ay. Mesele değil. Oruç tutabilir miyim? Tutabilirsin diyemem tutamazsın da diyemem. Bir gün dene ve kendin karar ver (Tutamadım tabi :) ). Sonunda kavuştuk hayellerimizde doktora ve mutlu mesut bir hamileliği tamamladık. Gereksiz yere bize yaşatılan streslerden sonra.

Doktor kısmı sadece bir yönü bu işin. En nihayetinde bu işin yıllarca eğitimini almış insanlar hoşunuza gitse de gitmese de kendi görüşlerini ifade ediyorlar size. Katılıp katılmamak size kalmış ama saygı duymak gerek. İnanamadıkları bir şeyi söyleyecek halleri yok. Gelgelelim bu dönemin en belalıları yine eş-doşt-akraba-tanıdık tanımadık herkes oluyor. Bir hamilelik geçiren iki doğum yapan bu işin kitabını yazmış sayıldığından fikir veren, eleştiren gırla. (Bizde bir de bu var, hasta olarak gittiğin hastaneden doktor olarak çıkar, etrafına engin bilgilerini saçar, ilaç bile tavsiye edersin)

Bu dönemde aşağı yukarı yine her hamilenin başa çıkması gerekenlerle uğraştım. Konu genel olarak üç noktada yoğunlaşıyor. Göbek-Kilo-Doğum. Sormadan, iznini beklemeden karnını elleyenlerle doluyor etraf. Kim görmezse bebek seviyorlar. Sabır et, doğsun öyle seversin. Hayır. Rahatsız olup olmaman hiç önemli değil, bir hamile olarak kamu malısın artık sen. O göbek senin değil içi çocuk sevgisiyle dolup taşan herkesin göbeği.

Ben gayet kilolu hamile kalmıştım ve iç karın denen ne olduğunu bilmediğim meret bende olmayınca 4. ayda gayet sağlam bir göbek vardı. Bu sefer daha önce doğum yapmışlardan yorumlar geldi. Önce annem benim taaaa 6. ayda göbeğim çıkmıştı hayret dedi. Sonra bir arkadaşım ben 7 aylık hamileyken bu kadardı göbeğim ancak dedi. Sanki o göbeği çekeleye çekeleye ben çıkartıyorum. İkeada tuvaletten tam çıkmışken karşımda bir kız gözlerini patlatıp hayretle bana baktı. Ne oluyor anlamadım, tam ellerimi yıkamaya gidiyorum annesi yanaştı yanıma. Kaç aylık hamilesin diye sordu. 7 dedim. Bu cevabı alan kadın, kendisi yeni hamile kızını gidip teskin etti onun doğumuna az kalmış diye. Son ay artık hastanede ikizlere mi hamilesiniz sorusu ile hayata küstüm eve kapandım zaten. Soranlara bir nebze hak vermeye çalışsam da (gerçekten haşmetli bir göbeğim vardı Allah için) aynı soruları duymak, bu soruları tek ilişkimiz hastanede aynı doktorun randevu sırasını beklemek olan insanlardan, orada burada karşılaştığım insanlardan duymak yordu beni. Evlat 4 kilo doğunca göbeğin kerameti de çıktı ortaya ama iş işten geçmişti çoktan.

İlk yazıya yazdığımın aynısını yazacağım, ne işine yarayacak aldığın bu bilgi. Sen bu soruyu bana ilk soruyor olabilirsin ama ben aynı soruyu senin gibi meraklı birçok kişiden duydum. Nasıl gidiyor hamileliğin diye sorsan ben iyi desem ve havadan sudan konuşsak kime zarar.

Kilo konusunda genel olarak çok laf işitmedim desem yalan olmaz. Çok sağlıklı beslenmeye gayret ettiğim için, içinden bu iştahla 30 kiloyu alır diye tasalananları haksız çıkartacak şekilde 14 kilo ile tamamladım. İlk doktoruma göre bu bile fazlaydı aslında. Kilolu hamile kalmış biri olarak 8-9 kilo civarında kalmam beklenirdi (ben zaten hamileliğinde o kadar az kilo almayı başaracak biri olsam hamileliğime 34 beden başlardım bkz. Epru abla) ama kaç defa hamile kalacağım ki diyerek çokta üstünde durmadım. Yine de "vallahi lıkır lıkır süt içiyorum. Günde bazen yarım litreyi geçiyor "cümleme birisinden "ayyy içme kansızlık yapar o kadar süt" cevabını aldığımı hatırlıyorum. (Hayatımda ve de hamileliğimde hiç kansızlık gibi bir derdim olmamasına rağmen)

Son ayların favori iki konusu vardı. Sefamın bitmek üzere olduğu sıkça hatırlatıldı. "Tadını çıkar bu günlerin çoook arayacaksın" ve "uyu bol bol bebek doğunca uykuyu unut" cümlelerini kaç defa duydum bilmiyorum. O koca göbek, onun mesaneye yaptığı baskı sonucu iki saatte bir tuvalet ziyaretleri, doğum sonrasına hazırlık uykusuzlukları yaşayan birine bu lafların ne kadar tesir etmesini bekliyor ki bu cümleleri kuranlar. Uyku biriktirilebilen bir şeydi de benim mi haberim yoktu ayrıca.

Yine de benim hamilelik döneminde tek geçeceğim konu doğum konusu. Herkes kendi doğumunu pazarlamaya çalışır ve kendi yaptığı dogum değil de diğeriyle ilgili kötü doğum hikayeleri anlatır durur. Falancanın bebeği oksijensiz kalmıştır normal doğumda, bir başkasında sezeryanda bebeği alırken neşter gelmiştir bebeğe. Çok şükür artık normal doğum yapmak istiyorum deyince insanlar uzaydan gelmiş muamelesi yapmıyor. Annelerde de doktorlarda da bir normal doğuma yöneliş var ama bundan iki sene önce bile normal doğum (ya da en azından benim olduğum ortamda) öyle çokça saygı gören bir şey değildi.

Ben hamileliğimden iki yıl önce açık karın ameliyatı geçirmiş ve zor toparlanmış bir bünye olarak (ki rahim kesilmemişti) çok korkuyordum sezeryandan. Elbette ben de ertesi gün ayağa kalkmış yürümüştüm ama dikiş yerlerimin acısı ancak iki ayda geçmişti. Kararımı en başından vermiştim. Normal doğum yapacaktım ama bu işler elbet benim karar vermemle bitmiyor. Bebeğin durumu, benim durumum çok önemliydi ama beş doktor değiştirip sonunda normal doğumu destekleyen doktoru bulmuştum ve her kontrolde beni bu yönde destekledi ve yüreklendirdi.

Girdiğim ortamlarda fikrime saygı gösterilmemesine, ilk doğumuna hazırlanan bir kadın olarak kötü doğum hikayeleri anlatılmasına ise üzüldüm ve sinirlendim bol bol. Artık doğuma az bir vakit kaldı diye eve temizliğe gelen hanım, yengesinin evde doğum yaptığını, nasıl doğurduğunu anlamadığını, kucakta bebek kordonu kesmek için hastaneye nasıl yetiştiklerini anlattı bana. Doğuma iki gün kala poaça almaya gittiğim kızcağız ablasının sezeryandan pek memnun kaldığını, "hangi devirde yaşıyoruz Allah aşkına, rahatı varken ne diye normal doğum" şeklinde moral (!) verdi bana.

Ve ben son yarım saatini saymazsak o kadar kolay bir doğum yaptım ki (maşallah ve darısı ikincinin başına :) ). Denemeseydim. korksaydım asla kendi sınırlarımı bilmemiş olacaktım.

Diyeceğim şudur ki, doğum şekline karar vermiş bir kadına odur budur diye düşündüğünün tam tersi şeyler anlatmayın. Gerçekten kötü etkiliyor hamileleri. Karnı burnunda kadının beynini ne diye bulandırırlar anlamıyorum. Hamile insana kötü doğum hikayesi anlatmak kadar yapılacak daha aptalca bir eylem var mıdır bilmiyorum. Neden? Sizin ya da falancanın doğumu kötü geçtiyse başkasının da başına aynı şey gelmek zorunda mı? Pozitif, moral verici konuşmak bu kadar mı zor. Şimdiye kadar annesinin karnında kalan bebek var mı? Vakti gelince hepsi bir şekilde doğuyor işte. Ben bloglarla, forumlarla tanıştıktan sonra öğrendim doğumun kolay bir şey olduğunu. Doğumdan annelerin ne kadar güzellikle bahsettiğini gördükten sonra içimdeki korku bir nebze de olsa azaldı. Kötü doğum hikayelerinin ne kadar az olduğunu o zaman farkettim. Bebeğinizi kucağınıza aldıktan sonra acıların çarcabuk unutulduğunu, geriye sadece onunla buluşma resimlerinin hafızada kaldığını gördüm.

Aslında insan başına gelmedikçe böyle şeylere dikkat etmiyor. Belki ben de bazı hamile arkadaşlarıma onları rahatsız edecek şeyler söylemişimdir eskiden insan bilemiyor tabi ama doğumdan bu yana yukarıdakilerden bol bol rahatsız olmuş bir bünye olarak asla hiçbir hamilenin karnını ellemem, kilosunu ağzıma almam. Hamile kadının güzelleştiğinden bahsetmek ve gönlüne göre bir doğum yapmasını dilemek yegane mottom oldu bu yüzden.

3 yorum:

a_y_s_e dedi ki...

valla harikasin. Allah razi olsun yaziyorsun bunlari.. Karin ameliyati dedin aklima geldi. Ben de 2003 yilinda karnimdan ameliyat oldum. Kucukken 2 ciddi ameliyat gecirmistim, ve sanirim son ameliyatta 1-2 katmani birlikte dikmislerdi. Onlari duzelttiler. Ben de ayni senin gibi ertesi gun ayaklandim, ama dikislerim acilacak korkusuyla 1 ay falan dik yuruyemedim. Simdi iz hala var- zaten derdim o degildi- ama merak ettigim hic bu sebepten sıkıntı yasadin mi? Ya da yag falan surdun mu karnina hamilelik oncesi ya da sonrasinda? sevgiler.

ilknur malcı dedi ki...

çok duygusal bir dönem oluyor hamilelik.olsun varsın onunda ayrı bir güzelliği var.bu dönemde eşlere çok iş düşüyor.en çok ilgiyi güzel sözü onlardan bekliyoruz.

normal dogum elbette en iyisi.ancak benim gibi sezeryanda bile panik atak gecirenler için normal doğumu düşünemiyorum bile

İlknur dedi ki...

Ayse hic bir sorunum olmadi. Cok guzel bir hamilelik gecirdim. Krem soyle kullaniyordum catlamayayim diye. Bir ise yaramadi ya :) Kisa araliklar sezeryan olan kadinlarda bile o dikisler yuzunden bir problem olmuyor.

Ilknur sirf hamileligin guzelliginden on tane cocuk dogurasim var. Sonra onlari nasil bakacaksam :)

Normal dogumun iyiligi goreceli iste. Senin durumunda olan bir kadina zorla normal dogum yap diye israr edersen kadina eziyet etmis oluyorsun aslinda. Demek istedigim biraz da buydu. Herkes kendi dogrusunu kendi bulabilir. Negatif hikayelerle etkilemeye gerek yok ki.