Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

16 Ocak 2009 Cuma

Kadın olmak, Anne olmak, Çalışan olmak

Bu yazısı taaa 19 Kasımda yazmışım. Elim deyip te bir türlü yayınlayamadım, fikirlerimi doğru düzgün toparlayabilmek adına. Kısmet bu ya, çok iddalı bir yazı yazacaktım bunun yerine, neden anneler bebeklerini kendileri büyütmelidir diye. Ben de bir yıl çalışmam diyordum ben bakarım ama bu yazıyı takip eden zamanlarda bir kabul aldım ve Mayısta işe döneceğim. Hiç yoktan en azından ilk altı ay bakma planım gerçekleşmiş olacak. Aynen yazıda da yazdığım gibi, herkesin doğrusu farklı olduğu gibi zaman ve mekana göre bir insanın bile doğrusu değişebiliyormuş maalesef. Buyrun iki ay önceki düşüncelerime :)
------------------------------------
Sitesini çok severek takip ettiğim crebro geçenlerde "kariyeri ailesi olan kadınlar" diye bir yazı yazmıştı. Onun kahvesini içerken düşündüklerini ben de ara ara düşünür dururdum, yazısını okuyunca bir kere daha içime baktım. Gayet taze bir anne ve çalışması gereken ya da beklenen bir kadın olarak neler düşünüyorum diye.

Annem beni 40 günlükken bırakıp çalışmaya başlamış. Daha doğrusu zorunda kalmış. Hayatta sahip oldukları ne varsa tırnakları ile kazıyarak elde etmek zorunda oldukları için, devlet o zamanlar o kadar ücretli izin verdiği için. Kim bilir içinde ne fırtınalar koparak başladı o işe. İstese de istemese de gitti o işe. Belki kimi zaman gözyaşları içine akarak belki dışarı vurarak. Bildiğim tek şey, hiçbir annenin 40 günlük bebeğini bırakmak istemeyeceği... Çalışması işle bitmezdi annemin, şimdiki gibi gelsin temizlikçi, ütücü gibi şeyler olmadığı, çamaşırların çamaşır makinasına, bulaşıkların bulaşık makinasına atıldığı döneme daha gelmediğimiz için annem haftasonları işten daha çok mesai yapmak zorundaydı.. Annesi hem evde hem işte çalışan çoğumuzun olduğu gibi.


Kendim anne olmak istediğim de oturup düşündüm ne yapacağım, bebeğe anne mi bakmalı, ne kadar zaman bakmalı yoksa bakım anneanne/babaanne/bakıcıya bırakılıp çalışılmalı mı? Herkesi kapsayan tek bir cevabı olmadığı gibi bu soruların, bir kişi için de zaman ve şartlara göre verilebilecek değişik cevapları olabilir.

Benim şimdiki cevabım, oğluma elimden geldiğince uzun süre kendim bakabilmek. İşi gücü her şeyi bir kenara bırakmak. En azından 6 ay belki bir yıl evladıma olabildiğince zaman ayırmak.

Çalıştığınız alan ne olursa olsun siz ne kadar işinizi iyi yapıyorsanız yapın vazgeçilmez değilsiniz. Sizin yaptığınız işi sizinle aynı kalitede yapabilecek o kadar çok insan var ki.. Etrafta bir sürü mühendis, öğretmen, yönetici, bankacıdan herhangi biri sizin ünvanınızı devir alabilir ama o ufaklık var ya, onun sadece sizi gördüğünde gözlerini açarak bakışı var ya, ve onun doğumu ile size verilen ANNE ünvanı var ya, işte bu ünvanı kimseye devredemezsiniz. Belirli bir süre çalışmaya ara vermek, evden çalışmak, yarı-zamanlı çalışmak gibi bir sürü alternatif düşünüyorum. Onu günahıyla sevabıyla, doğru ya da yanlış ben yetiştirmek istediğim için. Benim görevim doğurmakla bitmeyip başladığı için... Ama diğer yandan da biliyorum ki bir süre sonra dönmem gerekiyor iş hayatına, hem kendi adıma hem onun adına.


Bu konu üstünde çok ta uzun yazmayacağım. İçimden geçenleri Meltem zaten çok güzel yazmış. Yazılarını aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Yorumlara da göz atmakta fayda var. Kadınlar kadınları acımadan nasıl da eziyorlar görmek için.

http://www.crebro.net/2008/11/kariyeri-ailesi-olan-kadinlar/

http://www.crebro.net/2008/11/yorumlara-cevap/

9 Ocak 2009 Cuma

Ahmet Beyin ilkleri-2

Bugünlerde oğlum biraz daha huzurlu. Çok ağlaması yok onun içinde keyifle resim çekebiliyoruz. Hep istemiştim doğuma bir fotoğrafçı girsin, oğlumla beni daha ilk günden el ele yanak yanağa çeksin. Babamız ben sizi çekerim ne gerek fotoğrafçıya deyip fotoğrafçıya vereceğimiz parayla kendine profesyonel bir makina aldı, başladı her bulduğunu çekip deneyim kazanmaya. Bende ikna olmuştum aslında fena çekimler yapmıyordu ama doğumdan önceki gece hiç uyumadığı, doğumun olduğu günde misafirlerimizle ilgilendiği için maalesef hastaneden elle tutulur bir en çok iki fotoğrafla ayrıldık. Neyse geç oldu güç olmadı, oğlumun ellerini iki aylıkken de olsa çektim.


Bu aralar, Ahmet bey bir sürü yeni şey yapmaya başladı. Artık ilgi çekmek için ağlayabiliyor. Beni görünce susmasından bu anlamı çıkardım ben. Başını uzun süre dik tutabiliyor. Gözleri ile bir oyuncağı takip edebiliyor, eğer biraz uzakta ise takip ettiği şey, başını da çevirerek yapıyor takibi. Sudan hala nefret ediyor. Yıkamak bir işkence ama gün aşırı yıkıyoruz yinede. Öyle çığlıklar atıyor ki geçen hafta sesi kısıldı diye doktora bile götürmek zorunda kaldık. Bana göre ise en önemli yenilik yüzüstünde yatarken kısa sürelide olsa başını kaldırabiliyor. Tabi ondan sonra kafa pat diye düşüyor o ayrı.


Ne zamandır giydirmeyi bekliyordum bu kıyafetlerini. Daha öncede yazmıştım eldivenler ile battaniyesini eskittik diye. Tulum ve içinde bodyi ancak giydirebildim. Şenizcim tekrar çok teşekkürler. Dediğin gibi bu çocuğa sarı yakışıyor :)

Bu da küçük kulaklarımızla profil resmimiz. Çok uğraştım velakin güldüremedim. Gülmesi için bazen saatlerce uğraşıp sonuç alamıyorum, başka bir zamanda hiç kimse ilgilenmezken kendi kendine gülmeye başlıyor :)

Geçen haftasonu bebeği ilk defa dışarı çıkarmaya başladık. Cuma akşamı biraz geçte olsa gezmeye gittik. Bol bol resim çekildik. Evde çekilmek mümkün olmuyordu o aralar. Gaz sancıları canını çok yakıyordu. Uyanık olduğunda sürekli ağlıyor, o uyurken de ben yapabileceğim işleri yapmaya çalışıyordum. Ev halimi değiştirip fotoğraf çekilecek güç kalmıyordu. O gece hazır oturuyorken her fırsatı değerlendirdik.

Arkadaşlarımız ile altı yıl oldu tanışalı, önceden kapı karşı komşuluk yapıyorduk, şimdi taşındılar uzaktan uzağa komşuculuk oynuyoruz. Geçen sene bu zamanlar Seda bir çocuk annesi, ikinciye ise yeni hamileydi, ben gayet çocuksuzdum. Beş kişi takıldık yıllarca, hepimizin ilk göz ağrısı Keremimiz vardı bir tek. Şimdi birden yedi kişi olduk. Her zaman gayet güzel sohbetler yapardık ama bu gidişimizde bir de baktık ki, bunu emzir ötekine gece mamasını ver, diğerine matematik sorusu sor derken gece bitti.

Babası ben ve oğlumun iki buçuk ayda ya 3 ya da 4. resmi.

Ellerine de pek yakışıyor çocuklar. Yazın parklarda da görmeyi arzu ediyorum bu manzarayı.

Küçük arkadaşım Keremim

Aslında bir ertesi günde Sevil, Önder ve küçük Çağla ile birlikteydik ama fotoğraf makinasını götürmeyi unuttuğumuz için kendi eğlendiğimizle kaldık.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Bugünlerde Filistin'de çocuk olmak

Not: Yazının sonuna bir iki tane fotoğraf koydum. Filistindeki kayıplar ile ilgili. Eğer canınızı çok yakacağını düşünüyorsanız yazıyı da okumayın, resimlere de bakmayın.

Not 2: Ben bu yazıyı bitirdikten hemen sonra ateşkes olacağına dair bir haber okudum. İnşallah öyledir ve daha fazla insan hayatını kaybetmez ama ölenlerin hesabını kim soracak.

Bugünlerde Filistinde çocuk olmak zor hem de çok zor. Çocukların doğasında var mutluluk, onun için çabuk güler, herşeyden eğlenirler. Bugünlerde televizyonda gördüğüm çocukların hiçbirinde gülümseme yok. Bırakın gülümsemeyi hepsi ağlıyorlar. Hepsi korkuyorlar. Ölüm nedir bilmeseler de çoğu o bombaların, o uçakların çıkarttığı seslerden korkup ağlıyorlar. Küçücük ruhlar, küçücük bedenler neleri kaldırmaya çalışıyor. Bunların yaşayan çocukların yarın öbür gün hangi psikolojiye sahip olacağını kim bilir.


Aslında hangisi daha zor bilmiyorum. Filistin'de çocuk olmak mı, anne-baba olmak mı daha zor? Bundan bir sene önce olsa ne cevap verirdim bilmiyorum ama çocuk sahibi olmak bir başkaymış. Filistinde anne-baba olmak daha zor bugünlerde. Evladının ruhunda açılan yaraları seyretmek, onu doğru düzgün besleyememek, koruyamamak. Elin kolun bağlı, tek yardımcının Allah olduğunu bilip hiçbir yere kaçamamak, kapana sıkışmak zor çok zor. Hele dün gördüğüm manzara içimi yaktı kavurdu. Bir baba üç evladının cesedi başında. En büyükleri anladığım kadarı ile 6 bilemedin 7 yaşında. Anneleri ile birlikte katledilmişler. O adamın ağlayışı, yakarışı dilini bilmesem de içime işledi. Gözümün önünden gitmiyor. O evlatların hali, o babanın ızdırabı. Her aklıma geldiğinde gözlerim doluyor, oturup ağlıyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor. Bir ağlayabiliyorum bir de dua edebiliyorum.

Akşam oğlumu emzirirken oradaki insanların durumlarını hayal etmeye çalıştım. Oğlumu emzirmeye çalışıyorum tepemden bir savaş uçağı geçiyor ya da biraz ötede bir bomba patlıyor. Yerine yatırıyorum uyusun diye bende yatacağım o da ne bir savaş uçağı daha geçiyor. Uyku tutmuyor gözümü. Elektirik yok, su yok. Yemeğe yemek ya çok az kalmış, ya da tamamen bitmiş. Şehrin çeşitli yerlerindeki akrabalarım ölümü diri mi bilmiyorum. Dışarıya ekmek almak için çıkan kocam dönecek mi belli değil. Hayal ederken bile yüreğim parçalandı.


İşin politik tarafı ise ayrı rezillik. Türkiyede çok ciddi bir tepki varken bu vahşete, bazı yazarlar şahane evlerinde şahane kahvelerini yudumlarken "herkes susarken bizim başbakanımız neden bu kadar çok konuşuyor" diye tepki gösteriyor. "Ateşkes anlaşmazını bozan taraf Filistin (Hamas) kendi arandı da diyorlar. Cahillik para ile olmadığına göre konuşmakta da serbestler. Hayatında o bölgeye adım atmamış, olayların gidişini Amerikan medyasından seyretmişsen böyle konuşmak elbette kolay. Bir de duymaktan hoşlanmayacakları acı gerçekler var. Yıllardır İsrail ile Filistin bir çok anlaşma imzalar, anlaşma şartlarının illa bir ya da ikisini İsrail mutlaka uygulamaz. Huyudur bu. Filistin sesini duyurmaya çalışır ama siyonistlerin elindeki medya kuruluşlarından, yeri geldi mi dinden imandan bahsedip, seni beni beğenmeyen, kendini Müslüman sanan Arap ülkelerinden aradığı sorduğu yardımı bulamaz. Filistin açlıktan hastalıktan bitkin düşer. Elde son çare kalır savaşmak. Göz göre göre yavaş yavaş ölmektense savaşmak. Ve bunların sonunda da terörist Hamas olarak isimlendirilir. Televizyonlarda çok sordular bir de ben sorayım. Bundan 20 yıl öncede mi Hamas vardı? Hamas'ı yaptıklarıyla kim yarattı?

Hayatınca hiçbir canlıyı öldürmemiş, gözleri kendine bakıyor diye balığa el süremeyen, karıncaların üstüne basacak diye korkudan yollarda zıplaya zıplaya yürüyen ben, her ne kadar gönlünden ilk, her kim olursa olsun asla kan dökülmemesi, hiç kimsenin özellikle de herşeyden habersiz çocukların acı çekmemesi ve bu sonu olmayan savaşta canını kaybetmemesini istese de, son olanlardan sonra o askerlerin girdikleri o topraklardan dirilerinin çıkmaması için bol bol dua ediyorum. Sebeb mi ne? İşte buyrun öldürdükleri Hamas militanlarının resimleri............





3 Ocak 2009 Cumartesi

İsmiDidikle.com

Takip ettiğim bir blog olan Nilay ve Ada İlkenin sayfasında gördüm İlgimi çekti ben de alıp buraya koydum. Oğlumun ismi ile ilgili istatistikleri. Maşallah çok popüler bir isim seçmişiz kuzucuğa. Tabi benim seçim sebebim bu olmasa da. Ben hep peygamberimizin isimlerinden birisini taşısın isterdim. Halamızın en ufağına Muhammed ismini daha önce koydukları için Ahmeti gönlümden geçirmiştim, sağolsun babamızda beğendi ve itiraz etmedi. Böyle oğlum Ahmed, babası Abu Ahmed bende İm Ahmed oluverdim:)



AHMET Türkiye'de en çok kullanılan 4. isim (... 2. ali, 3. mustafa, 4. ahmet, 5. murat, 6. hakan, ...). Ülkemizde yaklaşık her 56 kişiden birinin adı AHMET ve ismin yaygınlık oranı binde 17.96.

AHMET adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 03-01-2009 02:45 itibariyle yaklaşık 1,289,314 kişinin isminin AHMET olduğu ve AHMET isimli kişi sayısının her yıl ortalama 21347 kişi arttığı tahmini yapılabilir.

AHMET adının Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranı ise bir milyonda 64.08 civarında ve bu hesaba göre ABD'de yaklaşık 19,593 AHMET yaşadığı tahmin edilebilir. ABD'nin nüfus istatistikleri dikkate alındığında Amerikada AHMET sayısı her yıl 168 kişi artıyor.

AHMET Türkiye'nin en yaygın 4. ismiyken, Amerika Birleşik Devletinde en yaygın 4. ad ise Robert ismi. AHMET adının yakın kullanım oranına sahip diğer Amerikalı isim kardeşleri arasında 2. David 3. Michael 4. Robert 5. James 6. William isimleri de sayılabilir. "İsmiDidikle.com'dan alınmıştır" yazılarak ile bu ilginç, doğru ama gayet de gereksiz bilgi serbestçe dağıtılabilir ve kopyalanabilir.

1 Ocak 2009 Perşembe

Teyzemize özel

Teyzemiz sitem etmiş fotoğraf koymuyoruz diye ama fiziksel ve teknik sorunlarımız olduğu için yapamadım. Birincisi babamız hasta ve evde. Fırsat bu fırsat deyip o evde Ahmetle ilgilenirken yapmam gereken bir sürü iş vardı onları halletmeye çalıştım. Diğeri ise şu son bir haftadır olan olaylar yüzünden fotoğraf çekecek hevesimiz de yoktu. Madem bu kadar özlediniz küçük oğlumu. Buyrun bol bol fotoğraf... Devamı facebookta :)

Bu çocuk kavgacı bir şey mi olacak ne :) Eller sürekli vurmaya hazır. İşin aslı bebekler hayatlarını ilk iki ayında ellerini hep kapalı tutuyorlar. Üçüncü ay ile beraber yeni yeni ellerini açmaya başlayacak.


Yeleğimiz -ellerine sağlık- Özlem ablamızın annesinin hediyesi. Aslında hala biraz büyük ama her dolabı açtığımda içim gidiyordu giydirmek için. Rengi modeli herşeyi ile çok beğenmiştim. Tekrar tekrar ellerine sağlık.




Bu cicilerde babamızın arkadaşı Ahmet amcamızın hediyesi. Günler önce istemiştim resmini çekip göndermeyi ama malum olmadı. Allah kaybettiği kuzenlerine rahmet eylesin. Ona da sabırlar versin.

Uyurken yakalamış babamız. Gündüz doğru düzgün uyumadığı için çok kıymetli bu resim bizim için.



Bunlar da telefonla çektiklerim. Kalite biraz düşük ama gülerken yakalayınca gidip makinayı bulmakla uğraşmayayım dedim. Gülüşümüz de pek kıymetli öyle her zaman gülmüyoruz.

Ardından hemen de ciddileşiveriyor. Kime benzedi anlamadım, babası da güler yüzlüdür ben de :)

Bu da çok ağladığı ve sakinleştiemediğimiz için doktora gittiğimiz günün ertesi. KBB uzmanı bu kılıkta Temel Reise benziyor bir fotoğrafını çekin dedi. Ben de kırmadım doktorumuzu ama ne alaka Temel Reis onu çözemedim. Daha çok italyan ressam edası var :)