Daisypath Happy Birthday tickers
Lilypie Second Birthday tickers

21 Nisan 2015 Salı

Baba kardeşlerim bugün ne kadar oldular?

Bu aralar bizim evin bütün muhabbeti kardeşler. Ben ilk 12 haftanın bitmesini bekleyelim dememe rağmen babası dayanamadı. Ahmede söyledik iki hafta önce. Öyle mutlu oldu ki, ilk şoku atlatamadı bir süre üstünden. Ondan sonra ben hep bir kardeş için dua ettim, Allah iki tane verdi diye sevinçten çıldırdı. Sürekli karnımı seviyor, öpüyor. Onlarla konuşuyor. İsimler uyduruyor.

İşte o günden beri bitmiyor kardeş muhabbeti. Her gün babasına soruyor, bugün ne kadar oldular? Baba da kafasına göre eliyle bir ölçü yapıyor, bu kadarlar diye. "Hmm onları ağzıma sokabilirim demek ki" diye yorumlar geliyor :) 

Kardeşleri nerede yatıracağımız dert oldu. En nihayetinde ev 3+1 ve 3 kişiye ancak yetiyormuş, e 5 kişi olunca 5+1 eve çıkmak lazımmış.Bebeklerle beraber o da anne sütü içebilir miymiş? Onlara yürümeyi, konuşmayı nasıl öğretecekmişiz? Onları da çok mu sevecekmişim? Her şeyden iki tane almamız gerekirmiş, yoksa kavga ederlermiş. Çok ağlarlarsa ona bir kulak tıkacı almamız gerekecekmiş. Kardeşler akıllı, uslu mu olacaklarmış? Kız mı erkek miymişler?

Bunlar devam ederken bu doktor muayenesinde 9+4te kardeşleriyle tanıştı. Doktorumuz bebekleri tek tek göstererek onları seslendirerek abilerine tanıştırdı. Onlar da ufacık olmalarına rağmen el kol hareketleri ile merhaba demiş oldular. Hareketli görünce çok daha mutlu oldu Ahmed. 

Bir diğer mevzumuz da bebeklerin eş-dost ile paylaşılmasıydı. Ahmede sıkı sıkı tembih ettik. 12 hafta bitsin, bebekler bir büyüsün işte o zaman söyleyeceğiz diye ama öyle olmadı tabi. Size bir haberim var diye diye sanırım İstanbulun yarısına olayı duyurdu :) Neredeyse bütün hamileliğini saklayabilenlere gıpta ile bakıyorum. Ben beceremedim.

Ha bu arada hala duymayan kaldıysa Ahmedin size bir haberi var. Kardeşleri olacak, hem de iki taneee :P

30 Mart 2015 Pazartesi

İki yıl sonra yeniden

Yeniden yazıyorum ama neden :)  Epey ihmal etmiştim. Yıllardır çok şey olmadı mı oldu mesela önce teyzesini gelin ettik, Ahmed de ben de çok zor kabullendik bu durumu. Neredeyse iki yıl boyunca nişanıydı, düğünüydü derken en gündem maddemiz buydu. 

Sonra Ahmedim kreşten mezun oldu, ilkokula başladı. Okula başladı ilk bir buçuk ay hastalıklar yüzünden gidemedi. Önce zatüre başlangıcı sonra beta virüsü kaptı. Yıllar sonra tekrar ona bakan bir teyzesi oldu. İlk teyzesi bizi ilk ayın sonunda bıraktı gitti, diğer teyzesi ile herşey yolunda görünüyor şimdilik.  Okulu hiç "sevmiyormuş" ama gayret gösteriyor, emek harcıyor ki benim için önemli olan da bu.

Haberler var birazcık benden, bizden. Ailemize katılmak üzere olan iki minik var tam 7 haftadır içimde. Bir bedende 3 kalp atıyoruz biz bir süredir. Daha çok yeni, çok heveslere, hayallere kapılmamak lazım. Ahmed daha bilmiyor durumu. Ona söylemek için vaktin biraz daha geçmesini bekleyeceğim. İki gün önce doktora gittiğimizde gördük onları. İki olduklarını öğrendiğimden beri çok ama çok karışığım. Heyecan, mutluluk bir yanda. Kaygı, korku, panik öbür yanda. 

Karşılaşabileceğimiz bir sürü sıkıntı olabilirmiş bu dönemde.  İkizlerden birini ya da ikisini birden ilk dönemde kaybetmeden başladı uyarılar, erken doğumdan, prematüreden, sürekli yatmalı bir hamilelik geçirmeye kadar gitti. Doktorum açık açık ikiz hamilelik riskli hamileliktir ve bizim istemediğimiz bir şeydir dedi. Yaşayıp günlerin bize ne getireceğini göreceğiz. Umudumu, iyi niyetimi kaybetmeyeceğim ben. Her şey çok güzel olacak.

Ama yavaş yavaş tarihe not düşmek lazım. Ahmed de 7 haftada başlayıp sadece 4-5 hafta süren mide bulantıları bu bebelerde 5. haftada başladı ve maalesef tüm yaşam kalitemi etkiliyor :( İki haftadır ne yattığımı ne kalktığımı biliyorum. Çok hırpaladı beni bu bulantılar. İkizlerde erken başlar daha uzun süre devam edermiş. Bebeler doğar doğmaz ilk şaplaklarını bu bulantılar sebebi ile yiyecekler :)

İkinci not da Ahmed'e yıllardır bana yaptığı duygu sömürülerinden yaka silker hale gelmiştim. Benim niye kardeşim yok, kardeşim olsa, sınıfta bir tek benim kardeşim yok, kardeşim olsa şimdi ne güzel oyun oynardım onunla diye uzun bir serzeniş listesi var elimde. Ben de ona sürekli Allah'a dua et sana iyi bir kardeş vermesi için deyip duruyordum. Hain çocuk, 100 kardeşim olsun, 13 kardeşim olsun diye dualar ediyordu :) Ahmedim gözün aydın sen daha bilmesen de Allah dualarını kabul etti. 100 ve 13 değilse de birden çok kardeşin olacak inşallah :)

28 Şubat 2013 Perşembe

Gazze'de bayram


Gazze'ye yıllar sonra geliyorsanız, hele bu gelişiniz bayram ve kayınvalidelerin yeni eve taşınması ile birleşiyorsa Gazze'de bayram demek kocam okursa kızacak ama zebil gibi misafir demek :) Ben böyle kalabalık sülale ne gördüm, ne duydum. Bir günde bir evde 50 misafir ağırlanır mı ağırladık. İlk misafirlerimiz arife gecesi gelen kocanın teyzelerinden biriydi. (İlk gece gelen amcaları saymıyorum çünkü sızıp kaldığımdan göremedim kendilerini) Dedi ki teyzemler geliyor. Ben de yaşını başını almış iki insan bekliyorum. Yok öyle değilmiş.

Gazze'de adettenmiş (belki başka arap ülkelerinde de) herkes bir arazi alır evini yaparmış, sonra olan her erkek çocuk için bir kat çıkarlarmış. Teyzeler de böyle bir yapıda yaşıyorlar. Kendileri 6 çocukları, gelinleri, gelinlerin görece küçük çocukları derken o gece toplam 12-14 yetişkin, minimum 5-6 da çocuk misafirimiz oldu. Buna evin nüfusu (6 yetişkin, 5 çocuk), havanın sıcaklığı, bir de günün neredeyse 12 saati kesik elektirikler yüzünden çalışmayan vantilatörler eklenince çekirdek aile, çekirdek sülale ekolünden gelen ben neye uğradığımı şaşırdım. Şaşkınlığım bir kaç güne geçti hatta bir evde aynı anda 20-25 kişi olma fikrine alıştım bile.

Ertesi gün bayram oldu. Erkekler  bayram namazına gittiler. Yine Gazze'de (bilmiyorum ama belki başka arap ülkelerinde) bayram namazı camilerde değil büyük geniş alanlarda kılınırmış hava müsait oldukça. Gazze'de bunun yeri de kayınvalidelerin evin çaprazındaki stadyum (ki son olaylarda orası da yerle bir edilmiş.) Tüm yorgunlukların üzerine sabah uykumdan mikrofondan konuşan bir adamın sesiyle uyanabildim ancak. İsmail Haniye'ymiş. O da bayram namazı için oradaymış.

Gazze'de bayramlaşma şu şekilde, ilk gün ailenin erkekleri toplanıyorlar, kadınlar evlerde. Erkekler tüm sülalenin kadınlarını ziyaret edip bayramlaşıyorlar.  Böylece falancaya gittik bulamadık derdi yok :) O günün gecesi ve devamındaki bayram günlerinde ise ailece ya da sadece erkek/kadın grupları halinde bayramlaşma devam ediyor. Bayram ikramları salonda aşağıdaki resimde olduğu gibi ortaya konuyor ve misafirlere ikram ediliyor. İkramlar genelde, çikolata, bizim kuru baklava dediğimiz buraların baklavası ve ismi mamoul olan benim hurmalı kurabiye isimlendirdiğim tatlı, kuruyemiş ve arap kahvesi. Bizim evde evin starı bendim. Genellikle akraba evliliği yapılan bir sülalede değil başka soyadından, başka bir milletten bir gelin. Hatta on yıllık evliliğe rağmen Arapça öğrenememiş gelin!!! İngilizce bilenler çoktu da çevirmenler vasıtasıyla bol bol muhabbet ettik yine de. Her konuşmanın sonu bir dahaki gelişinde Arapça öğren gel şeklinde bittiği için bir daha Gazze'ye ne zaman gidebilirim meçhul :P

Gazze'nin bayram adetlerinden bir diğeri de erkekler eşlerine, kızlarına, kızkardeşlerine bayram hediyesi veriyorlar. Bu genellikle kendi zevklerine göre alsınlar diye para oluyor.  Aslında ben bu işin dışında kalmama rağmen kayınpederim bana da bayram hediyesi verince hem çok sevindim, hem de duygulandım. Bunu gören, Türkiye adetlerine uymuş kocam da babamdan aşağı mı kalacağım gazıyla o da kesenin ağzını açtı. Havadan gelen para kadar güzeli var mı? Sonra evin kadınları olarak bu harçlıkları elbise, gömlek, ve ben kayınpederimden hatıra kalsın diye bir fincan takımı olarak değerlendirdik hemen :)



27 Şubat 2013 Çarşamba

Refah Sınır Kapısında

 Yolculuğun uçak kısmı yorucu geçti ama görece kolaydı. Sıkıntısız Kahire Havalimanına indik.  Kahire'den Refah Sınır kapısına tam 5 saatlik bir araba yolculuğu yapmamız gerekiyordu. Trafik kuralının k'sinin anılmadığı bir ülkede bu yolculuğu yaptığımızı anlayınca yolculuğun en tehlikeli kısmı ilan ettim ben.  Sabah 7 gibi Kahire'ye indiğimiz için öğlen 12 civarı Refah sınır kapısında olacağımızı, oradan da aksilik çıkmazsa 5 gibi evimize varacağımızı hesapladık.  Evdeki hesap çarşıya uymadı o ayrı. Böyle bir yolculukta genelde özel araçlar kiralıyormuş insanlar. Güvenilir olmaları önemliymiş. Çünkü Mısır'da ciddi bir iş sıkıntısı var ve insanlar fazla talepkar olabiliyorlar. Çok şükür bizim Mısırlı bir arkadaşımız yardımcı oldu, aracımızı kiraladı. Araç bir de klimalı çıkınca yolun uzunluğu, Ahmed'imin yorgunluğu haricinde bir sıkıntımız olmadı. Ahmedim ondan bahsetmezsem olmaz. O kadar metanetli davrandı ki bütün bu yolculuk boyunca. Bir kere bile ağlamadı, yapabileceği en az huysuzluğu yaptı. Bütün uyku ve yeme düzenini bozmamıza rağmen. Heyecanı her şeyi yendi sanıyorum. Herkes birilerine kavuşacaktı da Ahmed dört tane kuzenine kavuşacaktı. Hepsini defalarca kameralar sayesinde gördüğü gerçek oyun arkadaşlarına :)
 
 
 
Sınır kapısına  saat bir civarı geldik. O manzarayı kolay kolay unutamam sanırım. İnanılmaz bir insan kalabalığı, bir taraftan valizlerinizi elinizden kapmaya çalışanlarla kavga edip, diğer taraftan o sıcakta delirmeden sabretmek gerekiyor. Ben kendimce çok eminim. Elimizde Türk Büyükelçiliği aracılığı ile Mısır İçişleri Bakanlığından alınma yazı var. Hemen geçeceğiz. Yok öyle olmadı. Belgelerimiz geçersizmiş. Son olaylar yüzünden bütün sınır kapıları İstihbarat Bakanlığına devredilmiş. Nuh dediler, peygamber demediler. Bir de nasılsa sınır kapısında doğru düzgün telefon çekmez. Koca elinde telefon bir oraya bir buraya koşup çeken yer bulmaya çalışır. Ben yanımda sıkılmış ve yorulmuş bir çocukla dil bilmediğim insanların arasında koca valizler, içinde hediye diye getirdiğim çikolatalar bu sıcakta erir mi derdindeyim!!!
 
 
 
Saat 17:30 olduğunda benim umudum tükenmek üzereydi. Saat 18:00'de kapı kapanacak, ertesi gün arife yani sınır kapısı Ramazan bayramı da dahil kapalı. Ne zaman açılacağı ise belli değil. O saate kadar kocaya sürekli moral vermeye çalıştım. Hayırlısı ise kapıdan geçebilelim diye bildiğim bütün duaları ettim ama artık son yarım saate girdiğimde ne yapalım diye soran kocama beni uçağa bindir Türkiye'ye geri gönder, sen istediğin kadar bu kapı önünde bekle diye isyan ettim. Bu arada etrafta gelin sizi tünellerden geçirelim diyen mi istersin, benim yabancı olduğumu anlayınca sataşmaya kalkan mı? Sinirler tırmandı. Koca bu arada hala ve hala telefonlarda. Sınır kapısının önündeki askerlere rüşvet bile teklif etmiş bir ara. Kabul etmemişler.
 
 



En son kocayla bu gece sınır kapısına yakın bir yerde mi kalalım, Kahire'ye geri mi dönelim diye düşünürken, kayınpeder ne olursa olsun kapıdan ayrılmamamızı söyleyince kalakaldık yine. Saat 17:50. Kapıdaki askerlerden biri kocaya seslenmiş. O vakte kadar nasıl kimsenin aklına gelmemişse Filistin gümrüğünün başı (ünvanları tam bunlar olmayabilir) bizimkilerin akrabasının yakın arkadaşıymış. Araya o girmiş ve bizi içeri almaya karar vermişler. Biz pasaport işlemleri için binaya girdiğimizde içeride hiç kimse kalmamış, Filistin tarafına giden bütün otobüsler de gitmişti. Binada çok geç kaldığımız, işlerimizin zor olduğu laflarıyla hatırı sayılır "çorba parası" verdikten, havaalanlarında olmayan "çıkış vergisini" ödedikten sonra ayrıldık. Ayrılmamızla benim eğlenmeye başlamam bir oldu. Filistin tarafına geçmemiz için yukarıda bahsettiğim gümrükteki sahış makam aracı ile bizi almaya gelmişti. (Makam aracı dediğime bakmayın Hyundai Accent) amma bu aracın valizlerimizi almayacağını düşünmüşler ki almazdı. Bu yüzden bir de sınır kapısının ambulansını getirmişler :) Ve valizlerim bir ambulans ile Gazze'ye giriş yaptı :) Resmini çekemediğim için hem çok pişman hem de üzgünüm ama çıkıntılık yapamadım.
 
 
İlk yola çıkarken sağ salim evime dönmekten başka hiçbir isteğim yoktu. Çok ama çok beklentisiz ve önyargılı çıkmışım yola. Sınırın Filistin tarafına geçince daha hayretler içinde kaldım. Mısır tarafı ne kadar kirli, bakımsız ve kabaysa, Filistin tarafı o kadar temiz, yepyeni ve saygılı çalışanların olduğu bir yer çıktı. Rüşvetin R'si bile anılmadı. Ben ne böyle güzel bir bina bekliyordum, ne de bu kadar güler yüzlü personel. Gayet rahatlıkla, işlemlerimizi halledip ayrıldık oradan. Atladık bir taksiye, yine bir saatlik bir yolculuktan sonra vardık kayınpederlerin eve. Tam 18 saatlik bir yolculuk sonrası Gazze'ye varmıştık. Bu kısmını biraz kısa keseyim, çünkü iki kardeşin yıllar sonra kavuşmasını tasvir edecek kelime yok. Hele bir adamın 4 küçük yeğenini ilk defa görmesinin, bir halanın yeğeni ile kucaklaşması o anlar zor anlatılacak anlardı. Hadi onlar birbirine kavuştu, hasret falan derken bana ne oluyorsa ben de koyuverdim kendimi. Bol ağlamalı bir karşılaşma oldu. Komik olan Ahmed'in bu olanlara anlam verememesi, hatta biraz da korkması.
 
"Anne halam neden ağlıyor?"
"Seni gördüğü için çok mutlu oldu ondan canım."
"mutlu olunca ağlanmaz ki gülünür !!!"
"E sen de haklısın :)"
 

Gazze'ye yolculuk

Eh artık her aralıklı yazdığım yazıda adet edindim, bu sefer de vakitsizliğim ile başlıyayım. Vakit yok, bende heves yok derken bir yıla yakın zamanı hadi yarın, yok yok ertesi gün diye diye geçirdim. Belki bu yazıdan sonra yine epey bir süre yazmam ama bunu yazmam lazım, unutmamak için elimden geleni yapıyorum ama insan zihni hele de ömrün ortasına gelmişse çabuk unutuyor. 
 
En son Nisan'da yazmışım bir şeyler. O zamandan beri leyleği havada görmüşçesine sürekli bir yollarda durumu vardı bende. Kah tek başıma, kah iş arkadaşlarımla, kah kocamla. Son 10 aya 5 yolculuk sığdırmışım amma içlerinde en özeli, yaz tatilimiz, aile ziyaretimiz olan Gazze seyahati.  
 
Olayın belki biraz da geçmişini anlatmak gerek. Koca tam 14 yıldır ablasını yüz yüze göremiyor. O giremiyor, ablası çıkamıyor Gazze'den. Hep gönlündeydi Gazze'ye gitmek. Bu yıl kayınvalidemler de Gazze'ye taşınınca bir gitme sebebi daha çıktı. Tabi gitme işi bir tek bizim isteğimizle olsa bu kadar uzamazdı ama eski Mısır hükümeti maalesef ziyaret maksatlı bile olsa girişlere izin vermiyordu. Yeni hükümetin Filistinlilere daha yakın duruşu bizi cesaretlendirdi. Mısır'daki Türk büyükelçiliği ile irtibata geçip izinlerimizi aldık. Aldık almasına da tam biz yolculuk hazırlıklarına başlayacakken Mısır'ın bir başka sınır kapısında olan olaylar yüzünden bizim giriş yapacağımız Refah sınır kapısı da kapatıldı. Bu arada elçilikten de kapı ile ilgili sıkıntılar olduğu ve kendimizi riske atmamamız konusunda mail aldık. Arkasından kapının bizim içinde olduğumuz gün de dahil olmak üzere sadece üç gün açık olacağı, Ramazan bayramı arifesinde kapatılacağı ve ondan sonra ne zaman açılacağının belli olmadığı da basın açıklamalarına çıktı.
 
Baştan beri gönlüm hep gitmek istese de can kıymetli, inanılmaz korkuyordum açıkçası. Hatta gitmemek için kocamı ikna etmeye bile çok çalıştım. İkna etmek bir yana kırılmasına sebep oldum. Korkum kendime birse Ahmed'e on kattı. Sonuç olarak yola çıkmamızdan hepi topu bir-iki hafta önce olan olayları bir işaret saydım, ama kocam işin peşini bırakmadı, bırakamadı. Yıllardır görmediği ablası, ülkesi vardı işin ucunda ve en sonunda kendinin gidip deneyeceğini, beni zorlamayacağını kararın benim olduğunu söyledi söylemesine ama işte bırakamadım. Üç hafta boyunca aklım onda olup, aldığım nefesten bile keyif almamaktansa Gazze'de başımıza ne gelirse gelsin dedim ve kocanın peşinde Gazze yollarına düştük. Her şey ama her şey son dakikada hazır oldu. Sadece 14 saat önce uçak biletimizi aldık. Yolculuktan 10 saat önce valizimizi hazırladık sadece iki saatte. Tüm gece üçümüzde hiç uyumadan havalimanında sabahladık. Ve yolculuğun ilk ayağı Mısır'a vardık.