Efendim dünkü Fransızca kursumuzun konusu önyargılardı.
1) Fransaya gelmeden önce ne gibi önyargılarımız vardı, bunlar var mıymış gerçekten?
2) Fransızların bizim ülkemiz ile ilgili önyargıları nelermiş ve bunlar doğru mu?
diye sordu örtmenimiz. Anlattık biz de. Tabi ingilizce olarak. Ben bu kursttan kıllanmaya başladım bu arada. Size fransızca öğreteceğiz ayağına bizi bilmediğimiz bir psikoloji deneyine soktular da üstümüzde deneme mi yapıyorlar diye düşünmeye başladım. Önümüzdeki haftaki vaziyete göre kararımı vereceğim.
Neyse ilginç şeyler çıktı. Sınıftakilerin Fransa ile ilgili önyargıları üç aşağı beş yukarı şöyle:
* Kızlar: Sınıfımızın erkek nüfusu çok mutsuz bu konudan. Hayal kırıklığına uğramışlar. Tahmin edin bakalım bunu söyleyenlerden biri kimdi? Hintli arkadaşım...
* Kadınların Tarzı: Valla sınıfta en söz sırası bana geldiği ve o saate kadar aklıma gelenlerin çoğu söylendiği için bunu ben söyledim. Paris modanın başkenti deyince, bir de Fransız kadınlarını kafamda pek aristokrat kurduğumdan etraf 90-60-90 mümkünse 1.80 boyunda döpiyes takım giyen kadınlardan geçilmez sanıyordum. Haklarını yemeyeyim Amerikalılardan çok daha düzgün giyiniyorlar. Hatta yaşlı Fransız teyzeler benim hayalimdekine gayet yakın giyiniyorlar ama yaşıtlarımın hali içler acısı. Birincisi beni mutlu edecek kadar çok kilolu kadın var etrafta. İkincisi giyim tarzları için söyleyebileceğim tek şey sabah gözleri kapalı olarak dolaptan eşyaları şeçip giyiyorlar. Bu kadar alakasız giyinmek başarı ister yoksa... Zaten kırk milletten insan var. Kim Fransız ayırabilene aşk olsun. Onun da etkisi var sanırım bu enteresan giyim kuşam stilinde.
* İngilizce : Fransızlar bu konuda nasıl bir nam salmışlarsa sınıfın yarısı bunu söyledi. Fransızlar kendi dillerinden başka dillerde konuşmazlar. Dillerini yere göğe koyamazlar. Bilseler bile İngilizce konuşmazlar. Bunu geldiğimde de yazmıştım. Baştan aşağı yanlış. Bir çoğu İngilizce biliyor. Türkiyede arasan bu kadar çok konuşan bulamazsın. Ve her konuda yardımcı olmaya çalışıyorlar. Anlıyor ama konuşamıyor mu o zaman işaret diliyle anlatıyorlar. Örtmenimiz "bu önemli bir konu. Ben aynı zamanda Fransızlara da İngilizce öğretiyorum. Dillerini çok önemsediklerinden değil de bir kelimeyi yanlış teleffuz etme konusunda çok büyük kompleksleri var. Hata yapmaktansa susmayı tercih ediyorlar" dedi. Bana gayet makul bir açıklama gibi geldi çünkü kendimden biliyorum.
* Yemek: Sınıfın çoğu etlerin pişmeden servis edildiğinden şikayet etti. Umduklarını bulamamışlar. Ben bir şey ummadığımdan bulduğuma da çok bozulmadım. Geldiğimden beri burada hiç kırmızı et yemedim dışarıda ama yemekhanede gördüğüm evet etin dışı pişmiş içi resmen kırmızı duruyor. Hem bundan hem de daha ne eti diye soracak Fransızcam olmadığından hayatta en nefret ettiğim yiyecek olan balığın müptelası oldum. (Balıkların o insanın içini acıtan bakışları yok mu? Ondan yiyemiyorum ben bu mereti) Kocam iyi tarafından bak saçların cildin çok çok sağlıklı olacak diye moral vermeye çalışıyor ama nafile. İçim kalka kalka yiyiyorum onu da.
Bugün ise başıma öyle bir iş geldi ki. Sanırım bir kaç gün yemekhanenin önünden geçmem mümkün olmayacak. Her zamanki gibi balıkların olduğu yerden gayet balığa benzeyen yemeğimi aldım. Masaya oturduk. Ben bir yudum aldım yemeğimden ama bana bakan o gözleri gördükçe yaw dur bi sorayım dedim. Masadakilere bu balığın çeşidi ne olaki diye sordum. Japon bir kız bir şeyler dedi ama anlamadım sandım. Konduramamışım oysa. Yengeçmiş yediğim :( Allahım neydi günahım şeklinde geri kalan şeylerden tat almaya çalıştım ama yok zehir oldu öğle yemeği. Piti piti kumsalda yürüyen yengeçler düşünmekten yiyemedim hiçbir şey. Neden koyun, kuzu, tavuk ta değil de deniz ürünlerinde ben böyleyim of offf.
* Molalar: Biz Fransızları çalışır bilirdik. Çok mola veriliyor işlerde günün yarısı molayla geçiyor diye şikayet etti Hintliler. Hangi akla hizmet şikayet ettiklerini anlamadım. Valla bu konuda pek hak vereceğim onlara. Bir öğlen yemeği dediğin 1.5 saat sürer mi kardeş. Sabah ve öğlen kahve molalarını saymıyorum bile. Sabah işe gitme saatimi yazarsam Türkiyeden Fransaya beyin göçü başlayacak ondan korkarım. Molalarda kalkıp gitsem gruptan ayrı durduğumu sanacaklar diye bir yere de kaçamıyorum. Bazen çok keyifli sohbetler oluyor ama bazen de 1.5 saat Fransızca dinle dur. Arada laf atan olursa ne ala.
* İdari İşler: Çok ağır ilerliyor diye duymuştum dedi biri. Örtmenimiz de dahil bunun bir önyargı değil gayet gerçek bir tespit olduğuna dair mutabık olduk sonunda.
* Futbol: Hintli bir oğlan dedi ki ben Fransanın futbolunu meşhur bilirim. Zidanı dünya tanır ama gel gelelim bizim ofiste tek Fransız yok futbola ilgi duyan. Ne oynuyorlar ne seyrediyorlar dedi. Hiç uzmanlık alanım değildir. Çok şükür koca tarafından da kültürlenmiyoruz bu konuda.
* Gelişmişlik: Çinli bir kız ben Fransayı çok daha modern, gelişmiş bir ülke sanıyordum. E bizden bir farkınız yok dedi. O da benim gibi kafasında ne kurduysa. Birincisi her şehri aynı mıdır bilemem de. Pariste kural çok uygulayan yok. Kaldırıma, bebek arabalarını kaldırımdan indirmek için özel olarak eğimli yapılmış yaya geçitlerine araba park etmek pek moda burada. Ceza keseni de yok demek ki insanlar bu kadar rahatlar. Ahmedi bakıcısına götürürken acayip sıkıntı yaşıyorum.
1) Fransaya gelmeden önce ne gibi önyargılarımız vardı, bunlar var mıymış gerçekten?
2) Fransızların bizim ülkemiz ile ilgili önyargıları nelermiş ve bunlar doğru mu?
diye sordu örtmenimiz. Anlattık biz de. Tabi ingilizce olarak. Ben bu kursttan kıllanmaya başladım bu arada. Size fransızca öğreteceğiz ayağına bizi bilmediğimiz bir psikoloji deneyine soktular da üstümüzde deneme mi yapıyorlar diye düşünmeye başladım. Önümüzdeki haftaki vaziyete göre kararımı vereceğim.
Neyse ilginç şeyler çıktı. Sınıftakilerin Fransa ile ilgili önyargıları üç aşağı beş yukarı şöyle:
* Kızlar: Sınıfımızın erkek nüfusu çok mutsuz bu konudan. Hayal kırıklığına uğramışlar. Tahmin edin bakalım bunu söyleyenlerden biri kimdi? Hintli arkadaşım...
* Kadınların Tarzı: Valla sınıfta en söz sırası bana geldiği ve o saate kadar aklıma gelenlerin çoğu söylendiği için bunu ben söyledim. Paris modanın başkenti deyince, bir de Fransız kadınlarını kafamda pek aristokrat kurduğumdan etraf 90-60-90 mümkünse 1.80 boyunda döpiyes takım giyen kadınlardan geçilmez sanıyordum. Haklarını yemeyeyim Amerikalılardan çok daha düzgün giyiniyorlar. Hatta yaşlı Fransız teyzeler benim hayalimdekine gayet yakın giyiniyorlar ama yaşıtlarımın hali içler acısı. Birincisi beni mutlu edecek kadar çok kilolu kadın var etrafta. İkincisi giyim tarzları için söyleyebileceğim tek şey sabah gözleri kapalı olarak dolaptan eşyaları şeçip giyiyorlar. Bu kadar alakasız giyinmek başarı ister yoksa... Zaten kırk milletten insan var. Kim Fransız ayırabilene aşk olsun. Onun da etkisi var sanırım bu enteresan giyim kuşam stilinde.
* İngilizce : Fransızlar bu konuda nasıl bir nam salmışlarsa sınıfın yarısı bunu söyledi. Fransızlar kendi dillerinden başka dillerde konuşmazlar. Dillerini yere göğe koyamazlar. Bilseler bile İngilizce konuşmazlar. Bunu geldiğimde de yazmıştım. Baştan aşağı yanlış. Bir çoğu İngilizce biliyor. Türkiyede arasan bu kadar çok konuşan bulamazsın. Ve her konuda yardımcı olmaya çalışıyorlar. Anlıyor ama konuşamıyor mu o zaman işaret diliyle anlatıyorlar. Örtmenimiz "bu önemli bir konu. Ben aynı zamanda Fransızlara da İngilizce öğretiyorum. Dillerini çok önemsediklerinden değil de bir kelimeyi yanlış teleffuz etme konusunda çok büyük kompleksleri var. Hata yapmaktansa susmayı tercih ediyorlar" dedi. Bana gayet makul bir açıklama gibi geldi çünkü kendimden biliyorum.
* Yemek: Sınıfın çoğu etlerin pişmeden servis edildiğinden şikayet etti. Umduklarını bulamamışlar. Ben bir şey ummadığımdan bulduğuma da çok bozulmadım. Geldiğimden beri burada hiç kırmızı et yemedim dışarıda ama yemekhanede gördüğüm evet etin dışı pişmiş içi resmen kırmızı duruyor. Hem bundan hem de daha ne eti diye soracak Fransızcam olmadığından hayatta en nefret ettiğim yiyecek olan balığın müptelası oldum. (Balıkların o insanın içini acıtan bakışları yok mu? Ondan yiyemiyorum ben bu mereti) Kocam iyi tarafından bak saçların cildin çok çok sağlıklı olacak diye moral vermeye çalışıyor ama nafile. İçim kalka kalka yiyiyorum onu da.
Bugün ise başıma öyle bir iş geldi ki. Sanırım bir kaç gün yemekhanenin önünden geçmem mümkün olmayacak. Her zamanki gibi balıkların olduğu yerden gayet balığa benzeyen yemeğimi aldım. Masaya oturduk. Ben bir yudum aldım yemeğimden ama bana bakan o gözleri gördükçe yaw dur bi sorayım dedim. Masadakilere bu balığın çeşidi ne olaki diye sordum. Japon bir kız bir şeyler dedi ama anlamadım sandım. Konduramamışım oysa. Yengeçmiş yediğim :( Allahım neydi günahım şeklinde geri kalan şeylerden tat almaya çalıştım ama yok zehir oldu öğle yemeği. Piti piti kumsalda yürüyen yengeçler düşünmekten yiyemedim hiçbir şey. Neden koyun, kuzu, tavuk ta değil de deniz ürünlerinde ben böyleyim of offf.
* Molalar: Biz Fransızları çalışır bilirdik. Çok mola veriliyor işlerde günün yarısı molayla geçiyor diye şikayet etti Hintliler. Hangi akla hizmet şikayet ettiklerini anlamadım. Valla bu konuda pek hak vereceğim onlara. Bir öğlen yemeği dediğin 1.5 saat sürer mi kardeş. Sabah ve öğlen kahve molalarını saymıyorum bile. Sabah işe gitme saatimi yazarsam Türkiyeden Fransaya beyin göçü başlayacak ondan korkarım. Molalarda kalkıp gitsem gruptan ayrı durduğumu sanacaklar diye bir yere de kaçamıyorum. Bazen çok keyifli sohbetler oluyor ama bazen de 1.5 saat Fransızca dinle dur. Arada laf atan olursa ne ala.
* İdari İşler: Çok ağır ilerliyor diye duymuştum dedi biri. Örtmenimiz de dahil bunun bir önyargı değil gayet gerçek bir tespit olduğuna dair mutabık olduk sonunda.
* Futbol: Hintli bir oğlan dedi ki ben Fransanın futbolunu meşhur bilirim. Zidanı dünya tanır ama gel gelelim bizim ofiste tek Fransız yok futbola ilgi duyan. Ne oynuyorlar ne seyrediyorlar dedi. Hiç uzmanlık alanım değildir. Çok şükür koca tarafından da kültürlenmiyoruz bu konuda.
* Gelişmişlik: Çinli bir kız ben Fransayı çok daha modern, gelişmiş bir ülke sanıyordum. E bizden bir farkınız yok dedi. O da benim gibi kafasında ne kurduysa. Birincisi her şehri aynı mıdır bilemem de. Pariste kural çok uygulayan yok. Kaldırıma, bebek arabalarını kaldırımdan indirmek için özel olarak eğimli yapılmış yaya geçitlerine araba park etmek pek moda burada. Ceza keseni de yok demek ki insanlar bu kadar rahatlar. Ahmedi bakıcısına götürürken acayip sıkıntı yaşıyorum.
Sık aralıklarla metal kutular var. Köpeğini dışarı çıkartan çekip oradan bir poşet alsın da hayvanın pisliğini içine koysun temiz olsun etraf diyerekten. O kadar çok köpek sahibi var daha bir tanesini görmedim o poşetlerden alırken. Asla temizlemiyorlar. Sokaklar hayvan pisliği dolu.
Demişlerdi inanmamıştım. Arabalar park etmek için gerçekten öndeki ve arkadaki arabaya çarpa çarpa girip çıkıyorlar park edecekleri yere. Daha bunun gibi bir sürü şey var...
Fransizlarin bizlerin ülkeleri ilgili onyargilarina gelince onu da yarın yazarım artık...
Fransizlarin bizlerin ülkeleri ilgili onyargilarina gelince onu da yarın yazarım artık...


6 yorum:
Ya sanki Türkiyeyi anlattın İlknurcum :) Memleket havası geldi burnuma :Şaka bir yana diğer milletten insanları bilemem ama bizim insanımızda bir avrupa sevdası var.Avrupalılar daha temiz,avrupalılar daha çalışkan,avrupalılar daha şık.Baksana paris modası diye birşey tutturmuşlar.Gözleri kapalı giyiniyorlar diyorsun.Allah'tan sen ordasın da gerçeği olduğu gibi anlatıyorsun bizlere.Milletimi memleketimi hiçbir millete değişmem valla kim ne derse desin.
yengeç eti çok güzeldir yahu :))
Iclalcim mutlaka o kiyafetleri giyen eden birileri var ki yapiyolar ama benim gezdigim yerlerde yok :) Bir de bunlar hepi topu 15 kisinin dusunceleri yani gercek bundan farkli da olabilir :) Valla buraya gelmeden ben Turkiyenin kiymetini bilememisim simdi gozumde tutuyor.. Aslinda bir ara Fransanin iyi yanlarini benim gozumden yazayim.
Hulya yalan soyleyecek degilim evet cok lezzetliydi. Olay tamamen benim huylanmamdan kaynaklaniyor. Yemegin lezzetsizliginden degil :P Yengece gelene kadar balik lezzetsiz mi onu da yiyemiyor(d)um vesselam.
:))
Ne paris Fransa"yi temsil eder, ne Londra Ingiltere"yi :) Tipki New York"un ABD"yi, Istanbul"un da Turkiye'yi temsil etmedigi gibi :))
Gercek Fransiz havasi icin, esin geldiginde bi countryside/provence yapmanızı tavsiye ederim :)
Ah ah insallah Esra. Ilk hedefim Marsilya ve Nice ama bakalim ne zaman. Isin komik tarafi burada Fransizlar da oralar icin daha Italyan tarzi kaliyor oralar dediler ama :)
Parisliler bir yana, diger Fransa bir yana :))
Guney Fransalilar cok guler yuzlu ve cana yakindir :) Bize benzerler:))
Yorum Gönder